Evet, sonunda o gün geldi çattı. Bu günden ve bu hikayeden kaçış yok. Daha önce bitirdiğim iki kült seri, Ejderha Mızrağı ve Unutulmuş Diyarlar serilerinin üzerine Zaman Çarkı okumadan olmazdı. Olmayacakda zaten.
Tüm seri kitaplıkta hazır, internetten hızlıca bulunmuş alelade bir harita indirildi (olmazsa olmaz). İki koli çay, bir çuval çekirdek alındı. :D
Pek sevgili 1K dostlarım (onlar kendini biliyor :P ) ne zamandır kafama vuruyorlardı "hadi, hadi" diye :D
Tarih 22 Ocak 2025 Perşembe, soğuk bir kış günü, içimizi ısıtacak bir macera...
Eh hadi başlayalım bakalım. :)
"Zaman Çarkı döner, Çağlar gelir ve geçer, efsaneleşen anılar bırakır. Efsaneler solarak mit olur ve onları doğuran çağ yeniden geldiğinde mitler bile unutulur.”
Burada hayatta kalabilmek için elinizin kana bulanması gerekiyor. Ya düşmanınızın kanı ya da dostunuzun.
Belki de kendi kanınıza...
Woow :D
Yine bir kitap biterken başım dönüyor. Çok sevdiğim kitaplarda bana hep bu oluyor. Son sayfayı, son satırları okuduktan sonra kapağı kapatırken gözlerim kararıyor. Midem buruluyor.
Çok iyi bir hikaye.
Kitap ilginç bir tempoyla başlayıp ilk birkaç bölüm boyunca sakin, kırlarda kırmızı beyaz kareli bir örtü üzerinde yapılan piknik havasına bürünüyor. Her şey sakin, her şey normal.
Mutlu, huzurlu bir piknik.
Güneşli, az bulutlu bir hava. Yere uzanmış bulutları seyredip hangisi hangi hayvana, hangi objeye benziyor tahmin etmeye çalışıyor, leziz keklerden ısırıp serin nektardan içiyorsunuz.
Ama havada bir gariplik var...
Önce bir pus, sonra yoğun bulutlar.
Hava birden kararmaya başlıyor. Yüzünüze ufak damlalar atıştırmaya, ardından teninizde gezen rüzgar bir fırtınaya dönüşüyor.
Siz piknik bitti zannediyorsunuz ama...
Asıl hikaye şimdi başlıyor.
Tempo her bölüm, her sayfa gittikçe artıyor. Okudukça "daha ne olacak?" diye sorarken buluyorsunuz kendinizi.
Daha ne olabilir ki?