bir elin buzda, bir elin ateşte. insan bazen aynı anda hem yandığını hem donduğunu hissedebilir. acılar birbirlerine ne kadar zıt olurlarsa olsunlar bir insanın ruhunun içinde bir arada olabilirler. İnsan bazen yanarken donabilir.
beden bu, her şeyi yaşar ve atlatır. morluklar iyileşir, yaralar kabuk bağlar, kabuklar düşer. bedenin iyileştirdiği her şey ruha yük olur. onları konuşmadan, düşünmeden, onlarla hesaplaşmazsan ruhun dolup taşar. ruhun dolup taştığında ise artık onu hissedememeye başlarsın. ruhsuz olduğunu, duygusuz olduğunu sanırsın. oysa öyle değildir. için o kadar doludur ki boş olduğunu sanırsın.
hiç kaybolmuş hissettiğin oldu mu? hayatın ortasında öylece durduğun, müziğin sesini kısıp etrafına boş boş bakındığın ve ben şimdi nereye gideceğim diye düşündüğün oldu mu? ‘burası neresi, neden buradayım ve buradan nereye gideceğim?’ gibi sorularla boğuştun mu hiç? halbuki evindesin, odandasın, sokağındasın. insan evinin içinde, odasının içinde, yatağının içinde kaybolur mu hiç? insan yıllardır yaşadığı sokağın içinde kaybolur mu?