• Yolları kar kaplamış, donmuş göl,
    ne sen bir yere varırsın artık ne seni
    bekleyen tren.
    Birhan Keskin
    Sayfa 23 - Metis Yayınları
  • Hz.İbrahim put yapan ve putlara inanan bir babanın çocuğu olduğu için babasının yaptığı putlardan tiksinip yaşadığı şehirden ve evinden uzaklaşıp bir mağaraya sığınır.
    Tek bir Allah'a inanıp iman ettiği için de herkes tarafından deli olduğu düşünülür.

    Hz.İbrahim ; ''İnsan sadece Allaha kulluk etmeli'' diyerek , putlara ve onlara tapan insanlara karşı eline balta alarak tüm putları yerle bir eder. Bundan dolayıda Babilin ve Babil halkının Kralı olan ve kendini Tanrı olarak gören ama bir sineğe mağlup olan Nemrut'un hazırlattığı ateşte yanması için emir verilir.

    Yüce Allah kendini tanrı zanneden bu aciz akıllının yaktığı ateşe ''OL'' der. Ateş bir anda su olur , İbrahim'i kucaklayan ateş hayra döner. İbrahim'i küle çevirecek olan ateş Yüce Allah'ın emriyle balıklı bir göl olur.

    Hz.İbrahim'in çocukluğundan başlayarak oğlu İsmail ile birlikte kabeyi inşa etmelerine kadar ki zamanı ele alan muhteşem bir Sinan Yağmur eseri.

    Ey Alemlerin Rabbi !
    Bizlere Hz.İbrahim'in sadakatini , Hz.İsmail'in teslimiyetini ve Hz.Hacer validemizin safiyetini ihsan eyle.
  • Vaktinden çok önce gelmişim terminale.Neydi şu firmanın adı? Hatırlıyorum, Yediveren Turizm. Peron 66, otobüs de vaktinden çok önce gelmiş duruyor. En güzeli gidip oturmak diyorum. Otobüsün ön kapısı açık. Muavin, ön kapının olduğu merdivene oturmuş kitap okuyor.Merak ediyorum kitabı ; Aziz Nesin, Şimdiki Çocuklar Bir Harika.Kapının önünde pala bıyıklı, göbekli bir adam sigara içiyor.Şoför galiba bu diye düşünüyorum. Şoförümüz narsist olmalı.
    Kolundaki bilekliğe kocaman "Hayri" yazdırmış. Demek ki kaptanımızın adı Hayri'ymiş diyorum. Muavinin yanından geçip 15 numaralı koltuğuma oturuyorum. Kimse yok otobüste. En güzeli uyumak, uyuyorum.

    Otobüsün hareket etmesiyle uyanıyorum.Koltukların hepsini yolcularla dolmuş görüyorum. Garip bir şekilde herkesin elinde kitap var. Ne güzel! Herkes kitap okuyor. Sadece önümde oturan iki kişi ve arkamızdaki bir kişi okumuyor. Yanımdaki adam da elindeki telefona bir şeyler yazıyor. Yüzünü kaldırıyor. Tanıyorum ben bu adamı bir yerden ama nereden?
    "Sizi bir yerden tanıyacağım ama, adınız ne?
    "Olabilir, Erhan" diyor. Tabi ya! Bu tanıdık yüz 1000K'dan Erhan Bey.
    "Erhan Bey, ben 1000K'dan Mustafa" diyorum ama tanımıyor beni. Ne yapsam tanımıyor. Beni, son kozumu oynamaya mecbur bırakıyor.
    "Otobüs Kazım" diyorum. Suratı ekşiyor Erhan Bey'in. Kafasını cam tarafına çeviriyor.
    "Tanıdım, tanıdım. " diyor istemsizce. O kadar! Başka tepki vermiyor. Demek ki beğenmemiş diyorum Kazım'ı. Her zamanki gibi neyse diyorum. Söylenecek bir şey bulamayınca "neyse" hayat kurtarıyor.

    Ön sırada oturan kitap okumayan gençlerden birisi ayağa kalkıyor.
    "Size bir şey sorabilir miyim" diyor.Tüm otobüs gence yoğunlaşıyor. Genç hakimiyeti sağlayınca soruyu soruyor.
    "Hikâye mi, roman mı? "
    Hayda! Burada da mı anket? Otobüstekilerin bir kısmı hikâye diyor, bir kısmı roman. Erhan Bey'e soruyorum.
    "Hikâye" diyor. Genç aldığı cevapların verdiği hazla yerine oturuyor. Aldığı bu cevaplar nerede işine yarayacak acaba diye düşünüyorum. O sırada susadığımı hissediyorum ama kitap okuyan muavin ortalarda yok. Ayağa kalkıp ortadaki kapının olduğu yere yöneliyorum. Muavinimiz orada. Bir elinde Aziz Nesin kitabı, diğer elinde kırmızı tuborg. Suyumu alıp yerime geçiyorum.

    Erhan Bey telefona bir şeyler yazıyor. Muhtemelen yine şiir yazıyor çaktırmadan. Bey'i bırakıyorum abi diyorum artık.
    "Abi toplu taşıma araçlarında alkol almak suç değil mi? "
    " Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir." diyor.Semih'le konuştuktan sonra,
    "TCK'nın 666. maddesine göre suçmuş" diyor.Google'a bakıyorum, TCK'da öyle bir madde yok.
    "Erhan abi TCK'da 666 diye bir madde yok."
    "Bilmem, Semih'e ne zaman bir şey sorsam hep TCK'nın 666.maddesi diyor."

    Belli bir süre sonra kafamda şimsekler çakıyor.
    " Erhan abi, muavin hem Aziz Nesin okuyor hem de kırmızı tuborg içiyor.Bu bana birini çağrıştırdı" diyorum. Gülüyor.
    "Evet, muavinimiz Tuco. İşsizdi ya iş bulmuş kendine" diyor.
    Garipsiyorum, bugün her şey ne kadar da garip.

    Muavin Tuco, servis masasını şangırdata
    şangırdata yanımıza geliyor. Anlaşılan alkol kana karışmış diye düşünüyorum.
    " Ne içersiniz " diye soruyor.
    "Meyve suyu" diyorum.
    "Votkalı mı " diye soruyor bu kez. Şaka yaptığını sanıp, "evet " diyorum. Tuco'nun ciddi olduğunu meyve suyunu içince anlıyorum. TCK'nın 666.maddesi gereği artık ben de suça ortak oluyorum.Çaktırmıyorum.


    Erhan abi bana hikâye okumak istiyor.Bir tane hikâye diyor ama ardarda dört tane hikâye okuyor. Hikâyeleri bitince, "ben de bir tane okuyabilir miyim? " diyorum.
    "Adı ne? " diyor. " Otobüs Kazım " diyorum. Susuyor. Ben bu susuşları çok önceden tanıyorum. Sonra kafasını cam kenarına çeviriyor. Galiba Erhan abi için kaçmanın en güzel yolu, cam kenarına başını çevirmek oluyor.Pes etmiyorum, konuşmak istiyorum yeni bir konu açarak.
    "Erhan abi ne tür müzikler dinlersin" diyorum.
    " Türkü severim, sen diyor? "
    " Ben Mabel Matiz seviyorum. Son şarkısı "Sarmaşık" çok güzel değil mi? " diyorum. "Değil " deyip başını yine cama çeviriyor.Nasıl bir konu açtıysam hemen kapanıyor. "Ne garip adamsın" diyorum. Allahtan duymuyor. O sırada arkamızda oturan ve kitap okumayan arkadaş ayağa kalkıp yüksek sesle,
    "Bazı insanlar, bazen insanlar " diyor.Otobüstekilerin çoğu bu sözü beğenip alkışlıyor. "Bu sözün nesini beğenip alkışlıyorlar abi" diyorum.
    "Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir" diyor. Artık anlıyorum ki Erhan abi benimle iyiden iyiye dalga geçiyor. Biraz daha susuyoruz.

    Muavin Tuco işi abartıyor. Su isteyen yolcuya
    " kalk kendin al" diyor.


    Yan taraftaki kadın Vüs'at O.Bener okuyor.
    " Abi Vüs'at diye erkek ismi mi olur? " diyorum. Sinirli bir şekilde " Vüs'at diye kadın ismi mi olur? " diyor. En son Vüs'at diye isim olmazda anlaşıp susuyoruz yine.

    Önümüzdeki anketçinin yanındaki arkadaşı ayağa kalkıyor. " Bir anket de benden" diyor. Herkes nefesini tutup dinliyor. Anketçinin
    " Gol mü atarsınız, pas mı " demesiyle Erhan abi ayağa kalkıp gencin ensesine bir tokat yapıştırıyor. " Böyle saçma anket mi olur lan! " diyor. Lan, Erhan abinin ağzında güzel durmuyor.Muavin Tuco, yolcunun birinin yerine oturmuş, yolcuya su servisi yaptırıyor. O sırada ön taraftan şoför Hayri'nin gür sesi yükseliyor.
    "Kolama votka katmış." Şoför otobüsü durdurup muavin Tuco'nun yanına geliyor. Bizde Erhan abiyle birlikte Tuco'dan yana oluyoruz. Beni, şoför Hayri'nin elinden zor alıyorlar. Ardından üçümüzü otobüsten atıyorlar.Gecenin köründe yolun ortasında kalıyoruz. Erhan abi Tuco'ya kızıyor.
    " Şoförün kolasına niye votka kattın"
    Tuco gülüp, " ayık çekilmiyor " diyor. Erhan abi bana dönüyor.
    " Napçaz Mustafa" diyor. Susuyorum.

    Bitti mi ?
  • Nefretin misali bir çöl,
    Kupkurudur, kurutur gör!
    Muhabbetin misali göl,
    Hiç çöle benzer mi gör!
  • Senin gözlerini

    Dağlardaki çocuklara vereceğim;

    Çayır çimen kokusu rüzgarlar dolusu

    Ocaklarda tüten hayal

    Yıldızlı bir pencere bozkırın yoksulluğunda

    Haran’a açılan balıklı göl

    Biraz anne,biraz kardeş

    Çokça sevgili

    Gözlerini senin,çocuklara

    Sevsinler diye birazcık kendilerini…

     

    Senin gözlerini

    Çocuklara vereceğim kentlerdeki;

    Onurlu ve uzak

    Hilesiz ve çıplak

    Bir su damlasından korunaksız

    Ay ışığına ilmekler atan

    Ebruli,derin

    Bal kıvamındabir gizem

    Biraz dost, biraz sitem

    Çokça sevgili

    Çocuklara, gözlerini senin

    Sevsinler diye birazcık başkalarını…

     

    Senin gözlerini

    Evlerdeki çocuklara vereceğim;

    Bulanık,huysuz

    Kirpikleri odalarda kıvrım kıvrım yollar

    Halkalanmış acı su

     

    Bir kısılmış bir çözümsüz rüzgar

    Biraz öfke,biraz naz

    Çokça sevgili

    Gözlerini senin, çocuklara

    Sevsinler diye birazcık ömürlerini

     

    (Evrensel Kültür, Nisan 1997 )

     
  • Bütün ülkeyi sulamak için birkaç dere yetmez. En ücra yerleşim birimleri bile göl, pınar veya dere gibi bir su kaynağına muhtaçtır.