Gölgem var mı benim?
Gölge... kimsenin fark etmediği o hayaletinin ta kendisi. Var olmak için ışığa muhtaç olduğu kadar fazla ışıkta yok olmaya mahkum olan hayalet. İşte bu tezatlık ve içindeki ahengi temsil eden o isim gölge... Orada olduğu bilinmesine rağmen fazla göz önünde olmamak için kendini gizleyen, kendine gizlenme kendine yönelme hali taşıyan durum gölge olmak. Gözlerden ırak kalma arzusu, bir eksilme değil; aksine bir derinleşme gayreti, bir mukavemet biçimi olarak gören varlığını bir başkasının veya bir kaynağın gölgesine değil, bizzat kendi mahremiyetine vakfeden bu isim... Beni tanımlayan bir durum gölge olmak zira sadece perdenin gerisinden izleyenler, hayatın o karmaşık ve gürültülü sahnesindeki asıl hakikati tüm çıplaklığıyla temaşa edebilirler." "Göz önünde görünmemek için için bu ismi seçtim gölgesinden bile korkanlara inat gölge olmak"
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu, gözyaşına dönüşememiş bir ağırlık sanırım..
Günün bir yerinde içimde bir ışık sönüyor.. Adını koyamıyorum.. Ne karanlık başlıyor diyebiliyorum, ne de aydınlık bitti.. Ne zaman olduğunu bilmiyorum.. Saatler masum bu konuda.. Bir anda içimdeki ses ağırlaşıyor, daha yavaş akıyor cümleler, daha az inanıyor kelimeler.. Başta her şey mümkün gibi.. Sonra mümkün olanlar, tek tek arka odaya çekiliyor.. İnsan kendini tanıyor ama yanına oturmak istemiyor.. Akşamlar içeri doğru çöken bir gölge gibi.. Dışarıda taşıdığım yüz, kapının önünde kalıyor.. Işıklar azalınca sakladıklarım çıkıyor vitrine.. Bir cümle takılıyor kulağıma sanki içimden fısıldanmış gibi.. Bir sahne beliriyor, yaşamadığım ama ezbere bildiğim bir an.. İçimden bir “ah” geçiyor, sesini inceltmiş, kimseye değmesin diye gözlerimi bir noktaya takılı bırakıyorum.. Bakıyorum ama dünya orada değil.. Düşünmüyorum, ama içimde bir şeyler durmadan akıyor.. Kalbim ve aklım aynı yükün altında yoruluyor.. Bu bir ağlama hâli değil.. Bu, gözyaşına dönüşememiş bir ağırlık sanırım.. Eksik olanı bilmek, ama artık adını anmamayı öğrenmek gibi birşey.. Gece ilerledikçe insan kendine daha az masal anlatıyor, anlatacak sesi kalmadığı için belki de .. ..Ve sonra.. Her şey susuyor.. Ben kalıyorum.. Bir de içimden çıkmayan o koyu ağırlık..
İnsan ve Duygular
Mataramda Tuzlu Su
"West Indies, Kızıl Elma, İtaki, Maçin! Uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Beyazların yöresinde nasibim kalmadı yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim zorbaların arasında tehlikeli bir nifak uyrukların arasında uygunsuz biriyim vahşetim beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı kendime dünyada bir acı kök tadı seçtim Yakın yerde soluklanacak gölge bana yok Uzun yola çıkmaya hüküm giydim. Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için Gidecek yer ne kadar uzak olabilir? Başım açık, saçlarımı ikiye ortadan ayırdım kimin ülkesinden geçsem şakaklarımda dövmeler beni ele verecek cesur ve onurlu diyecekler Halbuki suskun ve kederliyim korsanlardan kaptığım gürlek nara işime yaramıyor Rençberlerin o rahat ve oturmuş lehçesinden tiksinirim boynumda bana yargı yükleyenlerin utançlarından yapılma mücevherler sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Dünya…yetimhane..
“kendime dünyada bir acı kök tadı seçtim yakın yerde soluklanacak gölge bana yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim.” İsmet Özel Mataramda Tuzlu Su
Şiir
“ gözlerinde sonbahar ellerinde unutulmuş bir zaman “ Ahmet Muhip Dıranas- Gölge Gibi