Ruhumuzun hayaletlerine ve canavarlarına kulak asmadan gerçek fenalıklarla yetinseydik, hayat ne kadar güzel, sefaletimiz de katlanılır olurdu... Ancak, bir vaaz konusu olabilecek bu fikirleri buraya kaydetmeyi bırakıyorum (Matta İncili 12:29: "Endişeli bir ruhunuz olmasın").
"Aranması gereken düşünce özgürlüğü değil bir vecd halidir. İlkine iğrenç bir kibir eşlik ediyor. İçindeki hevesi isyan etmek için değil, hizmet uğruna kullanmak."
"İnsan mutluluğunun ve her türlü acının ötesinde, evet, o ışıltılı mutluluğu hissediyorum. Ulaşamayacağım bu kayanın bir adı olduğunu çok iyi biliyorum: mutluluk... Mutluluğa ulaşmak dışında, hayatımın başka bir anlamı olmadığını anlıyorum... Ah! Tanrım, vazgeçmeyi bilen saf ruha bunu vaat etmiştin oysa: "Artık mutlular, diye başlıyordu kutsal sözlerin. "Tanrı'nın yolunda ölenler artık mutlu." Ölüme dek beklemeli miyim? İnancım burada sarsılıyor işte. Tanrım! Var gücümle sana yakarıyorum. Karanlıktayım, şafağı bekliyorum. Ölümüne yakarıyorum Sana. Kalbime merhem ol. Bu mutluluğa susadım... Yoksa mutlu olduğuma kendimi inandırmalı mıyım? Tan ağarmadan öten, gün doğumunu haber vermekten ziyade onu çağıran sabırsız kuş gibi, gece olmadan ezgime başlamalı mıyım?"
"Dar kapıdan girmeye gayret edin zira geniş kapı ve geniş yol insanı yıkıma sürükler, oradan geçenler çoktur, oysa yaşama götüren kapı dar, yolsa çetindir ve onu bulanların sayısı azdır."