Osmanlılar Kürt ülkesini didişme ve savaş alanına çevirmiş, Kürt mirlerini de Ali Osmani'nin savaşçısı ve sözcüsü yapmışlardı. Osmanlılar başka ülkeleri fethetmek üzere sefere çıktıklarında, sefer hazırlıklarını Kürt ülkesinde yapar, Kürtleri silahlandırır, onları da beraberinde götürürlerdi. Başkaları onlara saldırdığındaysa, bir yolunu bulup onları Kürt ülkesine çeker, orada haklarından gelirdi. Çünkü ülke sarp, ahalisi savaşçı, iklimi çetindi. Kürtler, "yiğit ölür nami kalır, öküz ölür gönü kalır" diyerek savaş meydanına atılırlardı. Arkasız, sahipsiz ülke enkaza, harabeye dönmüştü. Ülkenin bütün gelirleri, zenginlikleri, İstanbul'a, Osmanlı'nın payı tahtina gidiyor, sarayın yakut ve altın dolu hazinesine karışıyor, Kürtlerin payına da biçarelik, zavallılık düşüyordu. Osmanlılar Kürtlerin sırtını sıvazlar, onları halkın ve devletin fedaileri, yiğitleri, alpleri olarak nitelendirir fakat ilmin, irfanın, bilginin ve zenginliğin kapılarını onlara kapatır, bilgisizlikten ve cehaletten kurtulsunlar diye birlik olmalarını da engellerlerdi."