Songul

Songul
@golgotha
Tu wek rojê yî yara min, ji min nêzîk û hem dûr î Disotînî dil û ronî dikî, hem nar û hem nûr î
"Yaşandığı andaki birtakım hisleri, çok sonra onları kelimelerle ifade etmeye kalkışmak bir hayli zordur. En iyisi onları yaşamak ve sadece kendine saklamak... Ne yazık ki kelimeler, her şeyi yeniden yaratarak onları harekete geçirme gücüne kavuşmuş değil henüz."
Reklam
"İhtiyar Rind, daha ne diyeyim ben? Senin sözünü ettiğin şeylerden, kökten, damardan, izden, topraktan, dilden haberim yoktu bunlardan o vakitler. Anlamıyordum, bihaberdim bunlardan. İnsan köklerinden uzaklaşmadıkça, kök nedir bilir mi? Değişik, rengarenk topraklara ayak basmadıkça insan, neden daima ata toprağına gömülmek istediğini anlayabilir mi? Mutluluk ve başarı... hayatın mutluluk ve başarısı da böyledir işte; başka canları bir yaprak misali titreten mutluluk ve başarılarını tanımadan, insan kendi canının mutluluk ve başarı kaynağını tanıyabilir mi?"
"Hislerimi, fikirlerimi, sokakların parlak taşlarına gözlerimle yazdım. Evlerinin gölgelerine âşık o taşlar, çocukluğumun taşlarına benziyordu. Onları çocukluğumun taşları gibi okşadım, o gözle baktım onlara. Bina duvarlarının temelle birleştikleri yere tezgâhlarını kurmuş ihtiyar kitapçılar tanıdım. Yanlarına oturdum, kahve içtim, kitapların içinde eşelendim. Yabancı dillerde yazılmış birçok güzel kitaba rastladım orada. O dilleri bilmediğim halde o kitaplardan birkaçını alıp eve getirdim. Kırmızı gülümün altında güzel bir raf yaptım, kitapları oraya dizdim. Tekrar hüzünlendim. Benim dilimde yazılmış eski bir kitap da aralarında olsaydı keşke! O kitap yabancılığıma ortak olsun istedim."
"Ah! Şu kahrolası zamanı tek sefer, sadece tek bir sefer durdurabilseydik! Mutluluklarımızı, başarılarımızı, o kısacık sevinç anlarımızı tekrar diriltebilseydik. Sadece sevinçlerimiz, başarılarımızı değil, sadece bahtiyarlıklarımızı değil, aynı zamanda dertlerimizi, elemlerimizi, acılarımızı da hep hissedebilseydik, onları da unutmasaydık! Her şafak vakti yüreklerimizi acı ve kahır balyozlarının korkunç darbelerine maruz bırakabilseydik. Her zaman neden mutlu olduğumuzu, aynı şekilde neden üzüntüye gark olduğumuzu bilebilseydik. Ama hayır, hayır... Zaman gelecek ve unutma perdesini gerecek üzerimize. O unutuş perdesinin altında derin bir uykuya dalacağız. Bu haksızlık değil mi? Neden zaman bize beddua etsin ve bizi kara kıyafetleri içinde, yani unutuşun perdesiyle cezalandırsın? Neden her an her şeyi unutuyoruz? Neden?"
“Günümüzün kelimeleri, lakırdıları bana hiçbir şey anlatmıyorlar. Onlardan nefret etmesem de hiç hoşlanmıyorum onlardan.Daha doğrusu onları sevemiyorum. Bilmiyorum... Günümüzün kelimeleri, sözleri insan ve insanlığa karşı alçakça bir duruş sergiliyor. Sanki insanlıkla dalga geçiyorlarmış gibi. Sahtekârlık yapıyorlar, sanki kelimeler bir kaçış yeri haline gelmiş. Kendilerini ve sahte benliklerini gizlemek, kendilerini başka türlü göstermek isteyenler, günümüzün kelimelerine sığınıyor. Ah ah... nerede o kadim sesler, kelimeler! Eski milletlerin dilleri çok farklıydı. İçinde hem ses hem de mana vardı. Kelimeler süssüz ama dolu doluydu. Her kelime şiirden bir misra gibiydi. Dolu ve güçlüydüler, şeylere, hislere, fikirlere anlam veriyorlardı. Nerede o eski Yunan, Latin, Arap, Fars, Asur, Med dilleri!.. Nerede o 'A' ve 'O' harfleriyle dolu sesler! Bugün yoklar, kayboldular, bizi terk ettiler. Hepsi yitip gittiler. "
Reklam