Nihayet 8/9 Temmuz 1919 gecesi, sarayda açılan bir telgraf başı haberleşmesi esnasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Haziran’dan 8 Temmuz’a kadar, bir aydır devam eden oyun sona erdi.
Selim’in içindense sadece basit, çaresiz, yalın ama bir o kadar güçlü bir cevap yükseliyordu: “Ben benim.”
Ama bu yeterli değildi, bu soğuk sistemde bir anlam taşımıyordu. Bir insan kendi olduğunu nasıl ispat eder ki?
Varlık, gerçekten de bir kâğıt parçasına mı bağlıydı?
Descartes’ın, “Düşünüyorum, öyleyse varım,” sözü, bu bürokratik cehennemde, “Kâğıdım var, öyleyse varım”a mı dönüşmüştü? Kayıtlı değilsen yoksun.