Günlük yaşamımızda ailemizle, arkadaşlarımızla ve sosyal çevremizdeki insanlarla ilişkilerimizde birçok sorunla karşılaşırız. Bu ilişkilerimizde bazen kendimize ve insanlara karşı güvensizlik duyarız, bazen insanlara hayır diyemeyiz, bazen gerçek duygu ve düşüncelerimizi gizleyerek söylemek istediklerimizi söyleyemeyiz, bazen kendi istek ve arzularımızı göz ardı ederek sürekli başkalarını memnun etmeye uğraşırız, bazen yetersizlik duygusuna kapılır kendi kendimizi eleştiririz ve bazen de yaptığımız her işin mükemmel olmasını arzu ederiz. Haliyle geliştirdiğimiz korku ve kaygılar sebebiyle kendimizi hayatın akışına bırakıp bir türlü yaşama yerleşemeyiz.
• • •
Doğan Cüceloğlu tüm bunların nedenlerini, “Yetişkin Çocuklar” kitabında üniversite öğrencisi Timur’la Yakup Bey’in konuşmaları üzerinden anlatıyor bizlere. Cüceloğlu, yukarıda sıraladığım sorunları yaşayan insanlara, “yetişkin çocuk” adını veriyor ve onları, “Bedenen büyüdüğü halde, duygu ve heyecanları bakımından gelişip olgunlaşamamış insanlar” olarak tarif ediyor. Her insanın içinde bir “iç çocuk” bir de “iç ana baba”nın var olduğunu ifade eden Cüceloğlu, iç çocuğun kişinin özünü, iç ana babanın ise toplumun beklentilerini simgelediğini belirtiyor. Sağlıklı bir insanda iç çocuk ile iç ana babanın bir uyum içerisinde varlığını sürdürdüğünü, sağlıksız insanlarda ise sürekli çatışma ve kavga içerisinde olduğunu belirtiyor. Bunun temellerini ise yetiştiğimiz aile içi ilişkilerde aramamız gerektiğini ifade ediyor.
• • •
Aslında Cüceloğlu’nun Timur’la Yakup Bey’in konuşmaları üzerinden anlattığı hikâye hepimizin bildiği ve yaşadığı bir hikâye. Günlük yaşamımızda ailemizle, dostlarımızla, sosyal çevremizle ve kendi içimizde yaşadığımız sıkıntı ve sorunlarımızın bir hikâyesi bu. Ancak hayatın hızlı akışı içerisinde bildiğimiz ama üzerinde pek de düşünme gereği duymadığımız bir hikâye bu. Kitabın kahramanlarının yaşadıklarını okudukça çocukluğumu, ailemi, çevremdeki insanları ve kendimi bir aynada seyrediyor gibi hissettiğimi söylemeliyim.
• • •
Şu yeryüzünde insanın en az tanıdığı ve merak ettiği şey ne diye sorsalar, “kendisi” derim. Gerçekten de kendimizi zaaflarımız ve üstün yönlerimizle tam olarak tanımadığımız gibi çok da merak etmiyoruz. Yaşamımızın merkezinde kendimizin olduğu sorunlarımızı çözme adına da pek çaba göstermiyoruz. O nedenle avuçlarımızdaki yaşam bir kuş gibi uçup gidiyor. Kendimizi tanıma, ailemizle, dostlarımızla ve sosyal çevremizle “içimizdeki çocuğu öldürmeden” daha sağlıklı iletişim kurma ve hayatı duyumsayarak daha mutlu ve cıvıl cıvıl yaşama adına “Yetişkin Çocuklar”ı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
• • •
Sezen Aksu’nun “Masum Değiliz” şarkısının;
“Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece
Yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna
Olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık her şeye
Anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan
Kalbini bir mektup gibi buruşturup fırlatılmış
Kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan
İçindeki çocuğa sarıl
Sana insanı anlatır.”* sözlerinde de ifade edildiği gibi “içimizdeki çocuğa” sarılalım ve onu yaşatalım diyorum.
Sağlıklı ve kitap dolu günler dilerim!
.............................................................
*youtu.be/Lc8Nuk2VN-I.