10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2021 21:16
İncelemeyi okumasanız da olur, Hasan İzzettin Dinamo’yu tanıyın ve eserlerini okuyun yeter. Hasan İzzettin Dinamo’yu tanıyor musunuz? Sanırım çoğumuz benim gibi ya tanımıyoruz ya da yeni yeni tanıyoruz. Ben ki kendimi Dünya ve Türk edebiyatında okuduğum kadar okumadığım kitaplar ile de kendimi edebiyata hâkim sanıyorken Hasan izzettin Dinamo sonrası aslında pek de hâkim olmadığımı öğrendim. Son zamanlarda Ekrem İmamoğlu ve Harun Çelik ile tanınma sayısı artıyor ve buna bağlı okunma sayısı da artıp daha çok kişiler Dinamo’yu tanıyor ve nasıl bu zamana kadar tanımadıklarını dile getiriyorlar. Yazarın hayatı başlı başına zorluklar içinde geçmiş, düşünün ki birçok şiir ve romanı daha baskıya gidemeden çalınmış ve polisler tarafından kaybedilmiş. Bir romanı ise baskıya verildiğinde başka bir kişi tarafından çalınıp başka bir isimle yayınlanmış. Doğan Hızlan ‘ana da bir röportajında yaklaşık sayılar verip bizzat kendisi bu durumu şöyle özetlemiş: ““Beş-altı kez tutuklanışım, mapusanelere, sürgünlere yollanışım sırasında yitip gitmiş dört bine yakın şiirim, on-onbeş romanım, yok oldu.” Düşünün ki o kadar çok eseri kayboluyor ki yazarı bile tam sayısını veremiyor. Bilmiyorum belki de vermek isteyip duygularını bu şekilde bastırıyor. Düşünüyorsun ve yazıyorsun diye hapislerde geçen zamanlar ve belki de en kötüsü olarak 50’li ve 60’lı yıllarda filan ne kadar tanınmış bir yazar olsan da bu zamanlara gelindiğinde isminin unutulup gitmiş olması. Bir düşünen, bir aydın ve yazar için çok acı olsa gerek. Ancak son birkaç yılda daha yeni yeni tekrardan isminin duyulup kaleminin etkisine girmek neyse ki biz okurlara yavaş yavaş kısmet oluyor. En azından bu dönem geldi ve Dinamo yavaş yavaş tanınıyor. Üç hafta öncesine kadar bana “En sevdiğin kitap hangisi?” diye sorulsa düşünmeden İnce Memed 1 der ve herkese, kitap hakkında en ufak bir şekilde sohbet ettiğim yeni tanıştığım birine bile İnce Memed’i anlatırdım ama artık İnce Memed diyebilmem için kesinlikle öncesinde uzun uzun, öve öve hem Hasan İzzettin Dinamo hem de Savaş ve Açlar’ı anlattıktan sonra İnce Memed’e sıra gelir. Savaş ve Açlar’a gelirsek, ne denebilir ki, kitabın ismi aslında içinde neler olduğunu anlatıyor. Savaş varsa açlık ve sefalet de vardır. Tarihimizdeki savaşları derslerimizde işlerken, farklı yerlerde duyup, okuyup izlerken tek bir şeye odaklanıyoruz. Zafere. Gururlanarak, övünerek, “Türk’ün gücü” diyerek aldığımız zaferlere sevinirken hep bir şeyi gözden kaçırıyoruz, geride kalanları. Savaşın arka yüzünü. Savaşın siviller üzerindeki etkisini. Çocukları, anneleri ve babaları. Annelerin verdiği mücadeleyi, çaresizlikleri, çocukların neyin ne olduğunu anlamadan bu düzene katlanmaları. Sadece bunlar ile de kalmayarak sokakta başıboş yaşayan hayvanların verdiği yaşam savaşı ile Dinamo’nun da dediği gibi “kuduz mikrobundan daha korkunç olan insan korkusundan” kazanabilecekleri biraz huzurlu yaşamı. Kitabın içi sıcacık ama bu sıcaklık yazarın kaleminin etkisi, karakterler ile okuru bir yapması. Bu sefaleti iliklerimize kadar bize hissettirebilmesi. Yoksa kitabın kendisi, içindekiler tamamen buz gibi. Açlığın ve sefaletin romanı Savaş ve Açlar. Çaresiz bir şekilde verilen yaşam mücadelesinin romanı. İnsanoğlunun yaptığı zulümler ile insan olan insanın ise merhametinin öyküsü. Birçok romandan etkilendim, üzüldüm ama hiçbiri Savaş ve Açlar olmadı ve eminin bundan sonra olmayacak da, keşke kurgu olsaydı ama kurgu da değil. Evet, kurgu olmadığı için, bir yaşanmışlığın öyküsü olduğu için bu kadar güçlü ve etkileyici bir başyapıt. Yazarın kendi yaşam öyküsünün romanlaştırılması ile bir milletin çektikleri Savaş ve Açlar. Bu toprakların kıymetini aslında daha da değerlendiren bir eser. Dünyanın girdiği savaş ile sadece masumların kaybettiği ve çektiklerinin gerçekliği. Okurken yaşanılan birçok olaya üzülürken daha ne olabilir ki derken çevirdiğim her bir sayfada okuduklarım ile bir önceki okuduklarıma onlar da neymiş diyebileceğim şekilde sefaletin var olduğu bir gerçek. Böyle bir açlık olamaz. Açlıktan da öte bir açlık, yokluk. Knut Hamsun - Açlık hayır, Savaş ve Açlar’ın yanında iyi bir “açlık” kitabı değil. Gerçekliğin yanında bir kurgu çünkü. Savaş ve Açlar ise her şeyden önce bizden bir kitap da, hem kalemin kuvveti ile hem de açlık mücadelerini daha iyi anlıyoruz. Az çok bulup yediklerini kafamızda daha iyi canlandırabiliyoruz. Kitabı okurken bugüne kadar kaç kere “Acıktım” dediysem en az bir o kadar kendimden utandıran bir eser. Roman içinde şunu da anladım ki, Hasan İzzettin Dinamo yaşanılanlar ile tanımlanan Allah tanımını kafasında bağdaştıramamış ve bu uyumsuzluğu da sürekli olarak kitapta dile getirmiş ( #106354872 , #105535737 , #105496353 , #105092054 , #104155696 , #103852094 ) Son olarak da bunca açlığın içinde roman içinde hayvanları ve onların yaşam zorluklarını ve açlıklarını da düşünüp dile getirmiş Dinamo. Bir insan kadar onların da unutulmaması gerektiğini ve bizler ne kadar aç isek onların da insanoğlu yüzünden ne kadar açlığa maruz kaldığını anlatıyor. Bulunan bir parça ekmeğin ise köpeklere de paylaştırılması kitabın en güzel insanlık örneklerindendi. Bunlara da insanoğlu değil insan olan insan fark edip dile getirir ve o kuru ekmeğini paylaşırdı. İnsanın kahpesi, Ne arslana, ne kaplana benzer. İnsanoğlunun kahpesi, İlk bakışta sana bana benzer. youtube.com/watch?v=lAbbREx... youtube.com/watch?v=hc6zwOe...
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,205 okunma
··
973 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İnce Memed'den önce Hasan İzzettin Dinamo ha? Abi o zaman kesinlikle çok muntazam bir yazar demek ki. Demişsin ya, bu kitabı okumadan önce en sevdiğin kitap İnce Memed, ama bunu soyleyebilmek için artık Hasan Dinamo'yu anlattıktan sonra İnce Memed'e sırayı verebilirmişsin. Bu paragraf benim için çok anlamlı. Çünkü insan sürekli düşünüyor, İnce Memed'den öte ne var ki? Daha ne yazilabilir ki bu kitabın üzerine? Vay be! Ekliyorum hemen, en yakın zamanda okumaya çalışacağım. İnceleme gibi emek gerektiren güzel islere yine destek çok az maalesef, bu durum beni çok üzüyor...
Uğur
Gönderi Sahibi
Sevindim beğenmene, artık yazdığında okurum.
Bende Harun Çelik hocanın youtube sayfasında görmüştüm. Kitabı okumak için çok büyük istek oluştu. Kitabı sipariş ettim. Bugün elime ulaştı. 1k da sizin incelemenizi okudum. Emeğinize sağlık. Mezarlığın yaptırılmsına çok çok mutlu oldum.💐
Uğur
Gönderi Sahibi
Sümeyye Ben teşekkür ederim, size de keyifli okumalar... 🤗
Açlık kitabında da Savaş ve Açlar'da da Tanrı'nın varlığının sorgulanması, karakterlerin Tanrı'ya sitem etmeleri ne büyük ortaklık değil mi? Tanrı'nın gerçekten var olup olmadığını en çok da büyük acılar çekerken sorguluyoruz çünkü. Bu iki kitapta da büyük acılar var. Hele bu kitapta, anlattığınızdan anladığım kadarıyla. Fakat bilmiyoruz ki Tanrı var diye iyi olmak zorunda mı? Çektiğimiz acılar ya da mutluluklar tam olarak ne anlama geliyor, bu kısıtlı dünyamızdan ne kadar anlayabiliriz ki... Ama Tanrı'ya inanmamak daha çok acı çekmek aslında. Ne kadar acı çekersen çek öldükten sonra hiçbir şekilde karşılanmayacağına inanırsın çünkü, Tanrı'ya inanmazsan. Tanrı neden tüm bunları yapıyor? sorusu hep zihnimizi kurcaladığı gibi mutlak adaletin gerçekleşeceğine inanmak da rahatlatıyor bizi. Aslında Tanrı'nın neden kötülüğe izin verdiğini sormadan önce neden varlığı, neden bizi yarattığını sormak gerekiyor. Zira bu soruyu kesinkes cevaplayabilsek neden kötülüğe izin verdiğini de anlardık bence :)
Uğur
Gönderi Sahibi
Katılıyorum, sanırım bu düşüncelere girilmesinin sebebi de hep bir imtihan, olan her kötülüğe Allah'tandır, vardır bunun arkasında da bir hayır demek ve yapılan tanrı tanımına da insanların kafasındaki tanrı tanımının uymaması ya da beklentileri karşılamaması diyebiliriz. Sonsuz merhametli, iyilik sahibi ve affedici dediğimiz tanrının izniyle bunların olmasına nasıl izin verdiğini anlayamamız. Şahsi düşüncem olan olmayan her şey insanın kendi iradesi ile olması ve Tanrı'nın da müdahale edilmeyecek bir düzen oluşturmuş olması. Müdahale edilse eminim bunda da farklı sorunlar, en başında insanoğlu hazır konmak isterdi. Kur'an'da İsrailoğullarının Musa peygambere biz neden yapıyoruz, senin Allah'ın inanmamızı istiyorsa kendisi yapsın demesi gibi. İsmail Güzelsoy da Gölge kitabında bir çocuğa ne güzel söyletiyor, burada olanları Allah'a anlatacağım.
Siparişini verdim gelir gelmez okumaya başlayacağım
Uğur
Gönderi Sahibi
Musa'nın Gecekondusu da var.
Uğur, sen bitmişsin artık. Seni Yaşar Kemal, İnce Memed ile uyarmıştı, bu yol çetin, bu yol kederli diye. Ve sen hiç aldırmadan çıkmıştın bu uzun yola. İnce Memed de demişti, gel gardaş, yakınken dön diye. Fakat bereketli topraklar seni çağırmıştı bir kere. Durulmazdı artık. Çünkü inceden inceye bir ses geliyordu, bir çağrı vardı. Seni bu acılı yolda karşılayan da Dinamo oldu, fakat ne yazık ki bir dinamo gibi çevirip attı o da seni bir kenara. Bir gözyaşı, bir hüzünle birlikte...
Uğur
Gönderi Sahibi
Daha iyi anlarız tabii ama tek farkımız sonunda yemek yiyeceğimizi bilmemizdir. Şimdi sıra devam kitaplarında.