"Bize korku lâzım" demişti bir arkadaşım. Sonrasında mola bitti işe döndüm. Biraz yorgun biraz dalgın hem çalışıyorum hem Türkü mırıldanıyorum. Derken bir hareketlilik başladı mağazada. Arkaya döndüğümde bölge sorumlusunun teftiş yaptığını gördüm. Mağaza yöneticileri daha tertipli, personel daha aktif ve çalışkan görünme çabası içinde.. Tekrar önüme döndüm. Tam o sırada zihnimi sarsan "korku" kelimesi!
"korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku...
Ne beklenebilir artık namlulardan."
"Korku" tefekkür dünyama şiirsel bir giriş yapmış oldu. Korkunun neliğiyle başka bir aleme sürüklendim. Korkunun, iki tarafı olduğunu biliyorum. Bu iki tarafı işgal ettiğimiz zamanlar oluyor: Korkan, korkulan.. Korkunun bir kapısı hayra bir kapısı da şerre açılıyor. Öyleyse şu soruyla yüzleşelim: "Korkanın neresindeyim? Korkulanın neresindeyim?"
"Korkunun hayra açılan kapısı"na itiraz dinsizlerden gelir hep: "insanları korkutan bir tanrı olabilir mi?" sorusunu, eski Türk sinemalarında zalimleri durdurmak isteyen anaların göz yaşları içinde zalim ağalara "sende hiç Allah korkusu yok mu!" serzenişi beyhude hale getirmeye yetiyor..
Bir zalim yada zulüm karşısında bu serzenişe (sende hiç Allah korkusu yok mu?) o kadar aşinayız ki.. "Allah'tan korksaydı o zulmü yapmayacaktı" inancımızın bir parçası oluyor daima.
Allah korkulanların en hayırlısıdır. Allah korkutanların en hayırlısıdır. Rasuli Ekrem’e, diğer peygamberlere verilmeyen, "Bir aylık mesafeden düşmanın kalbine korku salmak" özelliği bir çoğumuz tarafından değil Allah'ın bir lütfu, rahatsız edici bir durum olarak karşılık buluyor bizde. O vakit şu soru da sorulmalı: Niçin "korku" kelimesi zihnimizde menfi bir derinlik kazanıyor?
Hadi İlkokul zamanlarımıza dönelim:
Hatırlayın!
Soruyor hoca: "oğlum sen mi yaptın bunu?", cevap veriyorsun: "hayır öğretmenim." sen yapmıştın oysa..
Hadi kişiliğimizi inşa eden eve dönelim:
Hatırlayın!
Anneniz, "sen mi kırdın bunu? dediğinde, hayır anne derken ettiğiniz yeminleri, siz kırdığınız halde...
Babanız, "sen mi bozdun bunu?" dediğinde, hayır baba derken ettiğiniz yeminleri, siz bozduğunuz halde...
Korkutan tarafımız özellikle karşımızdaki çocukları yalana sevk ediyorsa, o zihninde korku kelimesinin selametine zarar vermiş oluruz. Korku, Allah'a karşı olunca kendimize çeki düzen vermeyi, insanlara olunca yalan söylemeyi öğretiyor çoğu kez.. Korku ve yalan birlikte giriyor hayatımıza. Zihnimizde menfi bir derinlik kazanmakla kalmıyor, zamanla yalanın bizde alışkanlık haline gelmesinde rol alarak yalanı besliyor. Sonrasında keyfi yalanlar söylemeye alışıyoruz.
Müslüman bir yanıyla korkan bir yanıyla da korkulandır. Sorularım bizi rahatsız etsin!
Korkan yanlarınız sizi daha ahlâklı bir insan yapıyor mu? Suskunluklarımız tefekkürden mi yoksa sahip olduğumuz şeyleri yitirme korkusundan mı? Şayet korkularınız sizi ahlâktan uzaklaştırıyorsa, batıldır.
Korkulan taraflarınız karşınızdaki Müslümanı hayra mı yalana mı yaklaştırıyor? Şayet onları hayırdan uzaklaştırıyorsa korkutan vasıflarınızın batıl olma ihtimali yüksektir.