Ozanları Öldürme Derneği
10/10
·136 syf.··
2021 9. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2021 09:44
Hayatta çoğu kez kendi kararlarımızı verdiğimizi zannederiz. Ancak aslında çoğu zaman adımıza başkaları tarafından verilmiş kararları oynarız. Örneğin küçükken hangi mesleği seçmek istediğimiz sorulur. Birçoğumuz zaten o yaşa kadarki dayatmaların ve yönlendirmelerin etkisiyle "doktor, mühendis" gibi cevaplar veririz. Çünkü diğer meslekler zehirlidir; ne para getirir ne de saygınlık. Mesela bir ressam, biyolog veya at antrenörü olmak isteyen bir çocuğa bu istek unutturulmalıdır. Beyaz önlük giyip babasını gururlandırmadıktan ya da en iyi üniversitenin en zor mühendislik bölümünden mezun olup diplomasını duvara gururla asmadıktan sonra bir meslek edinmek ne işe yarar ki? Hiçbir işe yaramaz. İşte tam da bu yüzden büyükler, o zehirli meslekleri yapmak isteyen çocukların isteklerini diğer "gerçek" mesleklere kanalize eder. İstekleri bu şekilde değiştirilen ve bu değişim kendi tercihleriymiş gib gösterilen insanlar zamanla fabrikadan çıkan ürünler gibi birbirinin aynısı olurlar: Oğuz Atay'ın bahsettiği 'Kayamehmetturgutgiller'den... (#81816872) İşte Ölü Ozanlar Derneği'nde anlatılanlar da Kayamehmetturgutgiller'in yabancı versiyonu: Gelenekçi ve kalıplara bağlı yapısıyla bilinen Welton Akademisinin yetiştirdiği doktor mühendis ve bankacılar. Buraya gönderilen öğrenciler "başarılı" olmaları için, yani "uğruna okumaya değer meslekler" edinmeleri için gönderiliyorlar. Tek sorun hiçbir öğrenciye gerçekten böyle bir yaşam sürdürmeyi isteyip istemediklerini sormuyor oluşları. İçine bırakıldıkları kaos ortamından zaman zaman sıyrılmayı başaran bazı şanssız öğrenciler, olan bitene dışardan bakabildikleri için bu dayatmayı fark edebiliyorlar. Şanssız diyorum, çünkü bunu fark etmek birtakım sorgulamaları beraberinde getirebilir. Ve böyle kalıplara sıkı sıkıya bağlı, tutucu bir ortamda bir şeyleri sorgulamak oldukça tehlikelidir. Böyle bir ortamda herkes sorgulamadan otoriteye boyun eğmelidir. Yine böyle bir ortamda edebiyat, birtakım sıkıcı terimleri ezberleyip sınavdan yüksek not almak için vardır; hayatı anlamlandırmaya çalışmak için değil. Zaten hayat bize içindeki bazı yapmacık anlamlarla verilmiştir. Yani içi dolu bir şekilde. Bizim tekrardan onu doldurmamıza gerek yoktur. Zaten dolu bir şeyi tekrar doldurmak için önce onu boşaltmamız gerekir ve bu, bizim adımıza kararlar alıp tercihlerimizi yöneten otoritelerin hoşuna gitmeyecektir. Mesela ebeveynlerimizin. Tıpkı Neil Perry'de olduğu gibi. Kendisine sunulan "doktor olup mutlu olmaca" oyununu beğenmeyen ve tiyatrocu olup oynamak istediği oyunları kendisinin seçmek istediğini söyleyen bu genç, doktorculuk oyunu yerine Shakespeare oyunu canlandırdığı için ebeveynleri tarafından cezalandırıldı. Sonrasında kendisini babasının tabancasıyla öldürdüğünde yerde cansız yatan bedenden tetiğe basan parmağı değil; ailesi sorumluydu. Yani insanlar öyle bilmese de bu bir intihar değil, cinayetti. Neil yaşamaya devam etmemeyi seçti -belki de kendi adına verdiği tek karar- çünkü zaten hiç yaşamamış gibi hissediyordu. Tıpkı diğer ölü ozanlar gibi. Ve Neil artık gerçek bir "Ölü Ozan" dı. Bu intihardan okula yeni gelen ve çocukları kalıpları yıkmaya ve özgür düşünmeye teşvik eden öğretmen sorumlu tutuldu ve bu öğretmenin iş hayatına son verildi. Zaten sıkıcı dilbilgisi kurallarından fazlasını öğreten bir öğretmenin çocukları yoldan çıkartmaması mümkün değildi.(!) Formalite icabı birkaç tören yapıldı ve fabrika eskisi gibi tek tip insan üretimine devam etti: yani "özgür ozanları öldürme derneği" formatına geri döndü. Mutlu son.
Edebiyat
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 202233,1bin okunma
··
141 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
O kadar iyi anlatmışsın ki.. Tebrik ederim.👏
Zeynep Hilal
Gönderi Sahibi
Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.
''Boynunda uzun bir ip var ve sen, bu ipin ucundan kimin çektiğini göremiyorsun.'' Robert Musil, Niteliksiz Adam. İncelemeyi okurken aklıma bu alıntı geldi. Çocukluğumuzdan yaşlılığımıza kadar her an dış etkenler bizim düşüncelerimize, biz istemesek bile, etki ediyor ve geleceğimizi şekillendiriyor. Bunun en büyük örneği çocukluktur herhalde. Bir çocuğa ha bire ''Kitaplar pistir, kitaplar kirlidir'' diye dikte edersek büyüyünce kitaplara dokunmaya cesaret edemez, bu diktenin büyük tesiri altında kalır (Bunun en büyük örneği distopyalardır). Aynı şekilde büyüyünce de başkalarının tesiri altında kalıyoruz, başkalarının düşüncelerini benimsiyoruz ya da başkalarının (Örneğin ebeveynlerimizin) meslek seçimlerini kendimize onaylattırıyoruz, hiç kendi yapımıza uygun mu, değil mi, sorgulamadan. Ayrıca incelemenizi okurken kitap bana distopya ögeleri içeriyormuş gibi geldi; totaliter bir okul ve aile, bireylerin sorgulamadan meslek seçimlerini yapması ve bu durumun farkına varıp rahatsız olan, varoluşsal boşlukta kalan karakterler... ''Böyle bir ortamda herkes sorgulamadan otoriteye boyun eğmelidir. Yine böyle bir ortamda edebiyat, birtakım sıkıcı terimleri ezberleyip sınavdan yüksek not almak için vardır; hayatı anlamlandırmaya çalışmak için değil.'' İncelemenizin bu kısmında aklıma ülkemizin edebiyat dersleri geldi. Maalesef bizde de edebiyat dersleri bazı yazarların eserlerini ve türünü ezberleyip, sınavda başarılı olmaya yönelik, hayatı sorgulama ve maneviyatını geliştirme amaçlı değil. Hazır dünyamız tam olarak distopyaya dönüşmemişken, sorgulamalı, bizim için neyin doğru neyin yanlış olduğunu, zihin süzgecimizden geçirip, karar vermeliyiz. Kitap okumanın ve sorgulamanın (Ayrıca Shakespeare'in, tabii ki) değerini bilmeliyiz. Gayet güzel bir kitaba benziyor. Filmini de mutlaka izleyeceğim, incelemeniz için teşekkür ederim, zihninize sağlık. :)
Zeynep Hilal
Gönderi Sahibi
Paylaştığınız alıntı için teşekkür ederim. Gerçekten de küçüklüğümüzden beri bize dayatılan bazı düşünce kalıpları var. Önümüze seçenekler koyuyorlar ve bunlardan birini seçtiğimiz takdirde kendi özgür seçimlerimizi yaptığımızı söylüyorlar. Tıpkı çoktan seçmeli testlerdeki gibi: mevcut şıklardan birini seçmek zorundayız; F şıkkı eklemek yasak. Ve dediğiniz doğru. Kitapta distopik diyebileceğimiz ögeler var ancak yorumunuzu okuyana kadar bu kitabı distopya olarak nitelendirmek aklıma gelmemişti. :) Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. :)