GENÇ ŞAİR — (Recai'ye) Bizim de bir sorumuz olamaz mi?
RECAİ — Olabilir efendim! Buyursunlar!
GENÇ ŞAİR — (Böbürlenmiş) Zaman nedir, anlatır mısınız?
RECAİ — Soruların en yamanı! (Ayağa kalkar) 10 numaralık izah yapayım mı?
GENÇ ŞAİR — (Küstah) Görelim efendim!
RECAİ — Zaman, bizi götüren ve sizi getiren akış...
GENÇ ŞAİR — Tam 10 numaralık...
RECAİ — (Yüzü apacı) Halbuki sıfır... Zaman, iki ucu sivri bir ok... Ne tarafa gittiği belli değil... Mezara doğru mu, beşiğe doğru mu, belli değil... Eğer genç, önde olan, son olan demekse, o ben miyim, siz misiniz, belli değil... (İki elini yana açmış, sağına soluna dehşetle bakınır) Kulağımda bir fısıltı var, gençler; deniz fısıltısı gibi bir ses... Zaman diyor ki bana; önde olan sensin! Beni anlamak için kafa patlatandır önde olan... O sensin!... Sana geri diyenler de, beni aldatıcı kıvrımların içinde akışı tersinden görenler... (Durak... Ezici bakış...) Zamanı anlayın çocuklar; anlamak değil de, düşünün yeter! Zamanın yuvarlağını düşünün, meşin topunkini değil...
(Herkes suspus, apışmış... Recai gençlerin üzerle erine doğru gidip onları teker teker yakından süzer.)
RECAİ — Bizi muşmulaya çeviren zamansa, sizi de işte böyle, altı aylıkken düşürülmüş kavanoz çocuklarına döndüren, aynı zaman! (Durak) Bizi zaman kokuttu; sizi de, ithal malı buzdolaplarına rağmen, zamanı kokutanlar üretti.
(Merdivende, elindeki küçük tepsiyle enjektörü ve öteberisini getiren Belkıs... Belkıs, Recai'nin tavrını görür görmez Tekin'in yanında kala kalır.)
RECAİ — (Uzaktan Yüksel'e) Seninle beni aynı kefeye koydular Yüksel! Demek içlerinden birine bizden bir şey geçebilmiş... (Hacer'e) Artık rahat ölebiliriz, hanım! Zamanın ölçüsüne kendimizden bir iplik atabilmişiz.
Sayfa 80 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI