Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Mayıs 2021 04:30 Hani hayatta bir şeyler olur ve onu yazmak için sözcükler bir araya gelmekten utanır ya muhtemelen bu incelemede öyle olacaktır...
Kitaba geçmeden önce Ezîdîler hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum ya da yanlış bilinen şeyleri düzeltmek istiyorum...
Ezîdîler Ortadoğu'da 4000 yıldır yaşayan dini ve etnik bir azınlıktır. Sanıldığının aksine arapça değil Kürtçe dua ederler. Dünya çapında bir milyona yakın ezîdî yaşıyor. Hristiyanlık, Sufizm, Zerdüştlük gibi dinlerden etkilenmiş bir inançtır. Kitapta adı sık sık geçen Melek Tavus'a inanırlar. Kerbela olaylarıyla hiçbir ilgileri yoktur.
EZÎDÎLER TARİH BOYUNCA 74 KERE KATLİAMA UĞRAMIŞLARDIR...
Yukarıda büyük harflerle yazdığım tek bir cümle. Ama koca bir cehennem. Düşünsenize farklı şehirler, ülkeler, zamanlar, mekanlar, insanlar her şey değişiyor düşmanları bile değişiyor ama zulm gören hep onlar. Ve bunu sadece inançları için yapıyorlar.
Ben hep yakın çevreme söylerim üstün ırk yada özel ırk, millet denen bir şey yoktur. Sadece bazıları daha fazla mücadele etmek zorunda bırakılmıştır, bazıları daha acı çeker, daha çok kayıp verir. Ama bunun sebebi herkesin kendi milletini, kendinden olanı daha üstün görme çabasından. Farklılıklarla yaşamaya insanoğlu ne zaman alışacak acaba?
Bu umutsuzca bir soru açıkçası...
Evet az önce 74 defa katliama uğradılar dedim. Bütün bu katliamlar peş peşe olmuş. En sonuncusu ki umarım sondur bu. 2014 yılında İŞİD'in yaptığı katliamdır. Feleknas Uca'nın da dediği gibi tüm uluslararası devletler "kör, sağır ve dilsiz" bir yaklaşım sergilemişlerdir.
2014'teki katliamda ki kitap bundan sonraki olayları ele alıyor. Düşünsenize dehşet verici bir tarihiniz var. Binlerce değeriniz yakılıp yıkılmış, soyunuz yok edilmeye çalışılmış. Ve bütün bunları büyüklerinizden duyarken, ki buna rağmen yaşama umudunuz baki. Aynı şeyi siz yaşıyorsunuz. Acı çeken toplumlar en umutlu olanlardır. (Bu da benim sözüm olsun.) Ve bir gece ansızın eviniz basılıyor kız kardeşleriniz, annelerinizi, başka adamlar alıp götürüyor. Babalarınız, abileriniz, aile büyükleriniz arkadaşlarınız, sevdikleriniz, gözünüzün önünde canice öldürülüyor. Ve tüm bunlar olurken kitaptaki bir alıntı geliyor aklıma tüm bunlar olurken tüm dinlerin tanrıları ne yapıyordu?
3500 kadın ve kız tutsak edilmiş.
Bunların yaklaşık 400'ü kaçmayı başarmıştır. İşkence, açlık, sussuzluk, kölelik, tecavüz, ölüm ve nicesi...
Bu katliamla ilgili daha önce okuduğum bir röportajda domle adında kaçmayı başarmış bir ezîdî kadın şöyle diyor: " Dünya, bizim kadınlarımızı kızlarımızı unuttu." çok haklı bir isyan...
Mardinli bir kadın olarak 2014'te Ezîdîlere yapılan bu katliamı coğrafi konum ve kültürel yakınlıktan ötürü her şeyi yakından görme duyma takip etme fırsatı oluyordu. O zamanlar insanın hafızasından silinmiyor. Ki işlerin çok daha derin boyutları da bulunuyor. Ama ne kadar bilinse de onu okumak insanın kanını donduruyor. Sanki kitaptaki sayfalara kan sıçramış, şengal dağının tozları arasında kalmış sayfalar. Kitapta Meleknaz, Nergis ve Zîlan yolda giderken tebessüm ettiren bir karşılaşma oluyor;)
Beni en çok etkileyen şeylerden biri bir kadının tecavüz nedeniyle dünyaya bir çocuk getirmesi ve o çocuğun sayesinde kendi sütünü içerek hayatta kalmaya çalışması...
Zülfü Livaneli Ezîdîler ölüm yolundayken şu çocukları açlıktan, sussuzluktan öldüğü için arkalarında bırakmak zorunda kaldıkları yoldan söz ediyorum. Yazar da onlarla yürümüş, onlarla o sınırlardan geçmiş gibi,. Sonsuz teşekkürler toplumsal konulara sessiz kalmayan yazar ve okurlara...