Gönderi

“Çiftlik kuralım; Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım!..”
İsmet Paşa'nın başlangıçta Milli Mücâdele'ye inanmadığını Kâzım Karabekir'e: “Çiftlik kuralım; Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım!..” AÇIKLAMASI: Burada böyle kısaca temas edilmiş olan bu mes'elenin tafsilâtı şudur: Kâzım Karabekir, 30 Ekim 1918 tarihinde “Mondros Mütarekesi”nin imzâlanışını anlattıktan sonra şöyle demektedir: “İstanbul'da ilk görüştüğüm İsmet'ti. 29 Teşrin-i sâni”de (Kasım'da) Zeyrek'te misafir olduğum birâderimin bahçesinde Çamlıcalara kadar uzanan geniş manzara içinde İtilâfın (İtilâf Devletleri'nin) bir yığın tekneleri ile sanki istihzâ eden muazzam Süleymaniye Câmii, karşımızda Türklüğün bir heykel vekarı gibi mağrur duruyordu. Pek eski ve pek samimi arkadaşım İsmet çok bedbindi: “Gördün mü Kâzım? Herşey mahvoldu. Vaktile gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki; batıracaklar ve hayatımızla biz didişeceğiz. Fakat benim hiçbir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyleyeyim mi Kâzım! Köylü olalım. Askerlikten istifâ edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftlikle hayatımızı sürükleyelim. “İsmet ne söylüyorsun?!” dedim. “Zannediyor musun ki; bizi yaşatacaklar, Ermeni, Rumlar şarktan, garptan Türk'ü boğacaklardır. Bırak ki, benim bir tarla alacak param yok, fakat olsa da ayaklar altında zelilâne ölmektense, milletimizin bu kadar sene yediğimiz ekmeğini namuskârâne ölmekle ödemek daha çok yaraşmaz mı?!” “-Kâzım ne diyorsun? Sen vaziyeti henüz bilmiyorsun. Ordularımız mahvoldu. Boğazlara İtilâf hâkim, bütün cenup hududları açık bir hâlde... Asıl felâket, bizim içimizden Kâzım! Tasfiye yapacaklar, tasfiye! Anlıyor musun? Bugün harpte kazandığın paşalığı alacaklar; bir, belki de iki rütbe kaybedeceksin. Artık bize her şey düşman... Ben çok düşündüm. Neyimiz varsa birleştiririz, ne mümkünse alırız. Kâzım Ağa, İsmet Ağa... Ben başka türlüsünü göremiyorum, Kâzım. Sen de bir iyi düşün!” “İsmet, ben kararımı vermiş bulunuyorum. Bütün bu şeyleri vaktile Çanakkale'den içeri sokmamıştık. Nazarımda bostan korkuluğu gibi duruyorlar. Biz ölümü göze alınca hepsini yine dışarı atarız. Milletin mahvolduğunu görmek zilletindense, yaşadığını görerek ölmek daha türkçe olur. Ben dün boğazdan gelirken ahdımı verdim. Tek bile kalsam veya tek dağ başı dahi kalsa uğraşmak!.. Silâhımı, üniformamı kimseye vermeyeceğim. Azim ve tedbir, her ümide yol açar. Vaziyeti sen de anlarsın!..” “Kâzım, millete karşı mümkün olanı yapalım, fakat yapılamayacaktan fayda yoktur. Vaziyeti sen de anlarsın!” “-İsmet acele etme! Daha görüşürüz. Yalnız hepimizin İstanbul'a toplanması feci. Beni getirmemeliydiniz. Yapılacak ilk iş, ordularımızın başına gitmektir. Ne yap yap, beni bir kolorduya tâyın ettir. Anadolu'da olsun mümkünse kendi kolorduma... Hepimiz buradan uzaklaşalım. Yoksa günün birinde toptan bir ihânete kurban gidersek her ümit mahvolur!..” İşte Harbiye Nezâreti müsteşarlığı vazifesini son günlerde görmekte bulunan İsmet”le ilk temâsımız!..
Sayfa 17·Kitabı okudu
Tarih
··
2.783 Gösterim
5 Yorum
Keşke yunan galip gelseydi diyen biri için pek bir şey söylemem. Ama yanlı olmayın, tek taraflı olmayın. Objektif ve geniş açıdan bakmazsanız soylediklerinizin bir önemi kalmıyor.
Bir Okur...
Gönderi Sahibi
Nedense herkez anlamak istediği taraftan anlıyor. Keşke Yunan galip gelseydi değil, Yunan galip gelseydi, Mustafa kemalin yaptıklarını yapmazlardı dedi. Biri hakkında konuşurken önce olayı iyi anlamak lazım.
Hezimet! Anadolu'nun ortasında bir avuç toprağa, ayaklarımızı ıslatacak bir avuç suya mahkum edilmediğimiz için hezimet! Romantik hayallerin peşinden koşmayıp, var olan askeri, ekonomik, siyasi imkan ve koşullarla gerçekçi, elde edebilecek azami toprak parçasının geri kazanılması nedeniyle hezimet! Birileri birilerinin mandası, kuzusu olma yarışına girerken bağımsızlığı getirmesi nedeniyle hezimet!
Şu konuda öncelikle bir yanılgaya düşmeyelim. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti arasında tarihsel bir rekabet inşa etmeye çalışan, Türkiye Cumhuriyeti'ni Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan son ülke gibi nitelendirmelerde bulunan, Osmanlı İmpartorluğu'nun Türklüğü konusunda ideolojik demagojide bulunan zihniyetleri bir kenara bırakarak tarihi değerlendirelim. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran liderler ve ulus Osmanlı İmparatorluğu'ndan çıkmıştır ve kurulan devletimiz devamıdır. Bağımsızlıktan kastınız sadece yöneticilerin milliyeti ise Osmanlı İmparatorluğu'nun bağımsızlığını kaybettiğini kimse söyleyemez fakat kaybetme eşiğinde de durduğunu inkar edemezsiniz. 19. başlarından itibaren göreceli olarak ekonomik anlamda yabancı bankerlerin, sömürgeci güçlerin elinde oyuncak haline geldiğimizi, yaşama şansımızın sadece büyük güçler arasındaki rekabetten siyaset üreterek çıkmaya çalıştığımızı düşünürsek sizce ne kadar bağımsızdık? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bile Samsun'a gitmek için İngilizlerden pasaport-geçiş belgesi aldığını düşünürsek ne kadar bağımsızdık? Örnekler çoğaltılabilinir şayet siz sadece yönetenlerin kimliklerinden bağımsızlığı tanımlarsanız biraz eksik kalır. İmparatorluk ile Cumhuriyetin kuruluş ve yaşama dinamikleri farklı ve farklıydı, sadece bunun idrakına varabilmek bile tarihsel tartışmayı! doğru zemine oturtabilir sadece romantizmi ve ideolojik at gözlüklerini bir kenara bırakıp hak edenlere hak ettikleri saygıyı gösterebilme bilincine sahip olabilsek. Şovenizm ve algı manipülasyonların ürettiği doğrulardan ziyade gerçek doğruları tartışabiliriz.
Lozan eserini yazmak için on bin sayfa vesika okudum diyor, bütün değerlendirmelerimi İslam ile mizan ettim diyor, ortaya koyduğum delilleri İslam'a göre tartın hatamı gösterin size müteşekkir olurum diyor. Buna rağmen slogan seviyesinde tenkitler ile bayağı bir tartışma içerisine girmek yersiz. Aynı şekilde kitaba yazılanları slogan seviyesinde hezimet dediyse hezimettir şeklinde savunduğunu düşünmek de yersiz. Tenkit mi edilecek, eseri alırsınız tahlilini yaparsınız şurasında şu hata var burası böyle yanlış diye delillendirirsiniz yahut ben yazarın ölçüsünü kabul etmiyorum kendi ölçüm şudur hataları şunlardır dersiniz. Yazarın haklılığını mı savunacaksınız, eseri alır söylediği ölçüye göre ortaya koyduğu iddiaları mizan edersiniz doğruluğunu ispatlarsiniz. 3 cilt kitap yazılmış burada iki üç mesajla kitap tahlili yapmaya çalışmak kör dövüşü sadece. Buyurun eseri okuyup incelemenizi yazın biz de sizden yeni bir şey öğrenelim.
atatürkün parmağı varsa hezimet mi sorusu saçma. hezimet demek hafif kalır
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.