Gönderi

4/10
·240 syf.··
2021 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2021 12:00
Freud'un dinin kökenine karşı hep bir merakı vardı . 1911 yılında , dinin etnolojik kökenini özellikle Frazer ve Wundt'un çalışmalarından yardım alarak araştırmaya başladı. Bu merakının ve bilgilenmenin ardından totem ve Tabu kitabını yazdı. Kitabın teması psikanalitik bakış açısıyla yazılmıştır kitapta ahlakın ,dinin ,kültürün vs varoluşunun psikanalitik anlayışla anlatıldığını görüyoruz . Ancak psikanaliz alanının dışındaki bilim adamları bu eseri hiç iyi karşılamamışlardır .Mesela D.Freedman Freud'un babasıyla olan kişisel ilişkisini evrenselleştirdiğini söylemiştir . Çoğu etnolog ,Freud'un olayları yanlış yorumladığı ve bu teorilerin evrensel olmadığı aynı zamanda kurgu olduğu konusunda argümanlar yaymaya başlamıştır .O etnologlardan birisi de Malinowski'dir , Freud'un cinsellik kökenli teorilerinin gerçek olup olmadığını anlamak için dünyada tek bilinen anasoy kabileyi inceledi ve Freudyen teoriyi bir nevi somut verilerle yanlışladı : Freud modern toplumun sosyolojik yapısını gözardı etmişti ,Oedipus kompleksinin ve teorisindeki daha birçok cinsellik temelli fikirlerinin ataerkil toplumun sonucu olduğunu bilmiyordu .Çünkü o sadece modern ataerkil toplumu inceleyerek evrensel bir teori geliştirmişti . Ancak Freud , hiçbir zaman teorisini savunmaktan vazgeçmedi ve eleştirilere kulak asmadı . Şimdi o tepki toplayan teorileri biraz inceleyelim: ●İlkellerde ve nevrotiklerde aşırı derecede ensest korkusu Psikanalitik teori bağlamında erkek çocuğun cinsel enerjiyi yönelttiği ilk nesne(anne) ensest bir karaktere sahip dolayısıyla bu ensest arzu ağır bir cezayla sonuçlanacaktır : çocuk eğer ensest arzusundan vazgeçmezse babası onun pipisini kesecektir(kastrasyon) . Çocuğun en "değerli "organı olan pipinin kesilme ihtimali tam anlamıyla bir kaygı sebebidir .Sağlıklı bir çocuk bu ensest arzudan cinsel enerjisini toplum tarafından kabul edilen bir nesneye yönlendirir, böylece Oedipus kompleksi çözülmüş olur yani bilinçaltına itilmiştir, çocuk kaygıdan kurtulur ve sağlıklı bir birey yetişir. Ancak Freud patolojik nevrotiklerin her birinde bu kompleksin çözülmediğini ifade eder , yani bir insanın ruhsal sağlığı yerinde değilse mutlaka Oedipus kompleksini aşamamıştır . Nevrotik insanin psişik dünyasında güçlü bir çatışma vardır : bir yandan aşılmayan ensest arzular yani babayı öldürme isteği diğer yandan bu arzularla savaşan benlik bunun sonucu birey kendini yoğun bir kaygının içinde bulur . Nevrotik insan aynı İlkel insan gibi ensest arzuların karşılaşma ihtimaline karşı yoğun bir kaygı duyar , çünkü ikisi de aslında enseste karşı bir arzu besliyordur . ●Tabu kavramı Tabu ;dini bir sisteme ait bir yasak değildir, bireyseldir yani bir bütünün parçası değildir . Hem tehlikelidir hem de kutsaldır. Obsesyonel Nevrotik insan tabuları çiğnemekten kaygı duyar çünkü içten içe babayı öldürmek ve ensest cinsel nesnesine kavuşmak istiyordur .Bilinçaltında babaya karşı nefret duygusu yatarken bilinci ,bilinçaltında beslediği bu duygulara karşı pişmanlık ve kaygı duyar ama kendisi bu kaygının sebebinin tam olarak farkında değildir .İlkellerde de aynı şekilde Baba tabusuna olan duygular çift yönlüdür: babayı temsil eden hayvan öldürülür çünkü ona karşı bir nefret besleniyordur ama öldürüldükten sonra da yas tutulur . ● İlkellerde ve Nevrotiklerde düşüncenin önemi ilkellerdeki "Animizm" düşünceye değer vermekle açıklanıyor. İlkel insan düşüncesiyle istediği şeyi elde edebileceğini düşünür , düşünce kendini düşmanlardan , şeytanlardan vs korur . Nevrotik birey de düşünceleriyle varolur , düşündüğü şey topluma aykırı olduğu için kaygı duyar . Sadece düşüncesine odaklanmıştır , düşüncelerini eyleme geçirmez ama o şeyi düşünmek dahi onun için kaygı nedenidir . İlkel insan da Nevrotik insan da düşünceye fazlasıyla önem verir ,ikisi de Narsistir. Ancak ilkel insan düşüncesini bir şekilde eyleme geçirir ritüellerle vb ● Kültürün ortaya çıkışı Freud kültürün bir grup oğlanın babasının etrafındaki kadınları kıskandığı için babasını öldürdüğünü ve bu şekilde ortaya çıktığını söyler . Babayı öldürdükten sonra ağir bir vicdan azabı duyarlar ve ahlak denen şey ortaya çıkar. Babasının etrafındaki kadınlar anneleridir ve onlara karşı duydukları ensest arzular nedeniyle tehdit oluşturan babayı öldürmüşlerdir,Oedipus kompleksi işte böyle ortaya çıkmıştır. Freud bu sürecin artık genetik olduğunu söyler bir jenerasyondan diğer jenarasyona biyolojik yollarla geçer . Freud'un sürekli İlkel İnsan Vs Nevrotik insan arasındaki benzerliklerden bahsettiğini görüyoruz. Nevrotik insan dediğimiz kişi aslında gelişme evresini başarıyla tamamlayamamıştır , ve belirli libidinal bir süreçte takılı kalmıştır. Eserin en büyük sorunu aşırı derecede kurguya kaçılmasıdır, somut verilerin yokluğu,Freud'un kendi teorisini kabul ettirmek için kurgulara girişmesi . Herşeyi geçtim "genetik " vb diyerek Oedipus kompleksi tarzı olayların sosyolojik ve tarihsel sürecinin yadsınmasıdır . Üstelik , kendisi İlkel kabileleri inceleyerek bu tespitleri yapmıştır ancak ilkel kabile İlkçağ'da varolan insanları yani ilk insanları temsil etmez sadece modern dünya ile bağı kalmayan bir grup insanı temsil eder . İlkel kabilelerdeki bu insanlar ne olursa olsun uzun bir gelişme evresinden geçmişlerdir , atalarından kalma araçları geliştirmişlerdir bununla bağlantılı olarak bilinçleri de şekillenmiştir ayrıca ilk insanla şimdiki zamanda yaşayan İlkel insan aynı iklim şartlarına çevresel faktörlere vs mağruz kalmaz. iki insanın da gelişme şekli birbirinden farklıdır dolayısıyla İlkel kabilede yaşayan bir insan ilkçağ'da varolmuş bir insanı temsil etmez .
Psikanaliz
Totem ve TabuSigmund Freud · Say Yayınları · 20167,9bin okunma
··
1.468 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bronisław Malinowski'nin somut verilerini görebilme imkanımız olsaydı keşke.. Sigmund Freud kuramlarının evrensel olduğunu iddia etmiyor ki? Elbette kişiden kişiye değişecek yönler var. Elbette her kavram her insanı kapsamıyor. Daha önsöz kısmında bakın ne diyor Freud; "[Bu kitap] Bir yanda, etnologlar, lengüistler, folkloristler, vb. ile, öbür yanda psikanalistler arasında bir bağ kurmak amacını gütmektedir: yani öncekilere yeni psikoloji tekniğini yeterince öğretemeyeceği gibi sonrakilere de, işlenmelerini bekleyen materyallere yeterince hakim olmak imkanını sağlamaz. Bunun için de her iki tarafın da dikkatlerini uyandırmakla yetinmek zorundadır. Ve eğer bu girişimim, bütün bu bilginleri, verimli sonuçlar sağlaması muhakkak olan bir işbirliği amacıyla bir araya getirebilecek olursa kendimi mutlu sayarım." (Freud, Totem ve Tabu, 8 ) (Say yayınlarında 23,24) Psikanaliz bilimine karşı savaş açmış bir insan ile Sigmund Freud'u kıyaslamak, benim gözlerimi kanattı maalesef. Freud Oidipus kompleksinin, libidonun baskılanması sonucu ortaya çıktığını ifade etmişti. Yani kabile yaşantısına mahkûm olmuş birey, cinsel arzusunu en yakindakilere yönlendirebiliyor. Bu kişinin ahlâkî olarak yasak olması ise derin utanma duygusu ile birlikte kişide ruhsal yaralanmalara sebep oluyor. Malinowski'nin Malanezya toplumunda cinsel özgürlük var. Ve toplumun ana erkil olması da kızan, bağıran, itaat isteyen babayı ortadan kaldırır. Oidipus ve kastrasyon anksiyetesinin ortaya çıkması için herhangi bir sebep yok zaten. Dünyada anaerkil toplumların azınlığı düşünüldüğünde bu konuya değinmek saçma zaten, çünkü öyle bir toplum yok. Dolayısıyla modern ataerkil toplum üzerinden argüman üretme zorunluluğumuz var. Başka bir husus ise; babaların kurban edilmesi ile doğan olgu kültürden ziyade, tanrı ve din olgusudur. İnsanlar ölen atalarının sürekli kendini izlediği korkusu ile tanrı figürünü yaratır. Tanrının ve babanın özelliklerinin bu kadar benzer olmasının sebebi budur. Netice olarak; Sigmund Freud eleştirilmeyi ve ekolünün geliştirilmesini çok istemişti. Fakat ne ekolünün devamı niteliğinde olan insanlar ne de rakipleri ondan daha ileride değiller. 1900 yılında ilk kitabını yazmış olan bu insan, 2021 yılındaki psikanalistlerden daha realistti. Ve daha samimi..
Adia
Gönderi Sahibi
Malinowski Freudyen teorideki cinselliğin kişiliğin gelişimindeki rolünü olumlamıştır hatta nevrozun temel sebebinin cinsellik olduğu savını desteklemiştir mesela... (Bana ne kadar sığ gelse de bir teorinin evrenselliği bir kabilenin incelenmesiyle çürütülebilir ancak bir teoriyi olumlamak için yeterli değildir ) Anaerkil toplumun var olmuş olması neyi değiştirir tarzında bir soru sormuşsunuz. Çok şeyi değiştirir mesela Freud'un bu eserini tam anlamıyla çürütür bu durum . Çünkü kendisi İlkel ataerkil kabileleri inceleyip anaerkil sisteme bağlı olan ilk insanlar hakkında hipotezler geliştiriyor . Geliştirdiği hipotezler de genel olarak Ataerkil düşüncenin baskın olduğu fikirler , mesela Oedipus kompleksinin çıkışında babanın konumu , Tanrı kavramının Baba ile olan ilişkisi , penise olan bakış açısı vb .. Kolektif Biliçdışı kavramını öne sürmüşsünüz anaerkil sistemin olmadığını göstermek için. Ancak kolektif bilinçdışı kavramı gayet tartışmaya açık bir konu ki asla doğru bulmadığım bir kavram . Dış dünyadan bağımsız bir jenerasyondan diğer jenerasyona geçen bir bilinç bana hiç ama hiç mantıklı gelmiyor ki sosyolojik veriler de bunu gösteriyor . Ataerkil sistemin olması sonucu insanlar kutsal olanı erkeğe yakıştırmıştır ve tanrıların çoğu bu yüzden erkektir .İnsanlar neden durduk yere kutsal olanı erkeğe yakıştırsın? . Ataerkil bir sistemin sonucu erkeğin üstün olduğu konusunda baskın bir düşünce olursa insanlar kutsal olanı erkeğe yakıştırır tabii ki . Dininin kendisi kültürün bir parçasıdır demek istedim . Kültürün bütünü din değildir tabii ki . Eleştirilerinizi dile getirdiğiniz için teşekkür ediyorum ,fikirlerime katılan birisinin yorumunu okumaktansa eleştiriyi tercih ederim
Freud'un psikanaliz terminolojisinin nüvelerini aktardığın harika bir inceleme yazmışsın, kalemine sağlık. Freud okuyunca buhrana teslim oluyoruz, iç bunaltıcı ama yanlışlanamaz oluşu bizi çaresiz bırakıyor