Çocukluğumdan beri büyüklerden sık duyduğum bir ifadeydi 'ekmeğin karneyle verilmesi'. Rahmetli annem o yokluk yıllarını çocukken bizzat yaşayan insanlardan biriydi. Çocuklara yirmi dört saatlik bir süre için 'çeyrek' ekmek, yetişkinlere ise 'yarım' ekmek düştüğü; şekerin, kahvenin, vb birçok şeyin yokluğunun yaşandığı yıllar! Bizler de henüz çocukken, onun bu yılların travması ile yıllaaar sonra bile, "Oğlum, ekmeği israf etmeyin, peyniri katık edin, ekmeksiz yemeyin!" dediğini anımsarım. Sanki bu yokluk, bu kıtlık psikolojisi onun genlerinden bize de miras olarak aktarılmış gibi, ben de o korkuyu hep içimde duyar; sanki yüksek sesle konuşulduğunda bizleri fark edip midesine indirecek bir canavarı uyandırmaktan korkup da kısık sesle konuşur gibi, ekmeği ziyan etmez, peyniri 'çerez gibi' yemez, 'katık' ederdik! Böyle yapmazsak, o sessizce fırsat kollayan yokluk ve kıtlık canavarı, yüksek sesle konuşmuşuz da bizlerin orada olduğumuzun farkına varıp bizi yok edecekmiş gibi bir korku içinde yaşardık.
Girilmeyen savaşın, o dönemin insanlarının günlük yaşamlarında bıraktığı en büyük iz, karneyle alınan ve asla bir tokluk hissi yaşatmayacak denli kıt olan ekmek. Ve de geceleri perdelerin sıkı sıkıya kapatılıp, gaz lambalarının bile ışığının sakınıldığı karartma geceleri.
Ne korkak adamdı şu İnönü! Ekonomisi ve sanayisi çok güçlü (!), tahıl ambarları ağzına kadar buğdayla, hazinesi tonlarca altın ve milyonlarca lira parayla dolu (!) olmasına rağmen, ürkek davranmış; bize yakışmayan bir pısırıklıkla savaştan adeta kaçmıştı! Uzun yıllar savaşmamış; zinde, üstelik çok kalabalık , her türlü silah ve teçhizatla donanmış bir orduya sahiptik (!).
İşte, o günün gerçeklerinden bihaber, hamaset dolu zihinlerin barındırdığı düşünceler bu ve benzerleri idi. Bir nebze tarih bilen, o günün gerçeklerini kavrayabilen, savaşa katılan ülke insanlarının ne acılar ve yokluklar yaşadığının farkında olan insanlar; İnönü'nün, savaşsız, cephesiz, kansız-barutsuz, girilmeyen bir savaşın muzaffer kumandanı olduğunu ve memleketi nasıl büyük bir badireden kurtardığını takdir edebilen insanlardır.