Giriş Yap
248 syf.
Nefretten Doğan Sanat ve Bizim O ‘Muhteşem’ Ailemiz
Nikos Kazancakis
Yeniden Çarmıha Gerilen İsa
kitabında rahibin ağzından okuyucuya şöyle seslenir; “Eğer insanın yüreği sevgi ya da öfkeyle dolup taşmazsa, bu dünyada hiçbir şey yapılamaz, bunu da benden öğren!” #94722904 İşte bu bu sanat eserinin ortaya çıkmasına ön ayak olan itici güç de rahibin bahsettiği iki duygudan biri; öfke.Yazarın çocukluğundan itibaren ondaki Feminizmin temellerini atan, muhattabı olan kişiyle arasında varolan hiyerarşi sebebiyle asla gün yüzüne çıkamayan, ve yetişkin hayatında içinden çıkılmaz bir nefret duygusuna evrilen öfke. Şüphesiz bu duygu da diğer tüm duygular gibi insanlar için gereklidir.Tabii hayatın akışı içinde doğru şekilde kanalize edilip, anlamlandırılmışsa.Bu kitap Virginia Woolf için, öfke ve nefretin en özgün çığlığı.Öyle ki
Mina Urgan
‘ın kendi adını taşıyan biyografisinde babasına duyduğu bu saplantılı nefreti, bu kitaptan sonra aştığını yazar. #137523420 (Keşke hepimiz içine hapsolduğumuz anlamsız komplekslerimizi böyle aşsak) Sözü daha fazla uzatmadan kitaba geçiyorum. Viktorya döneminin anlamsız muhafazakar kurallarının henüz üzerinden tam olarak silkeyelememiş toplum yapısının yanında, kendi ailesinin (özellikle annesiyle babasının arasındaki) ataerkil rol dağılımının, annesinin üzerindeki ağır yükün ve dolasıyla uğradığı haksızlığın; babasının -onu ve kardeşlerinin varlığını ezen- kişiliğini, yer yer kinayeli, yer yer vurucu, ve çoğu kez kendine has muzip bir üslupla aktarır okuyucuya. O sürekli bir kadının sonsuz emeğine, ilgisine muhtaç olup bu acziyetini reddedilemez buyurganlığıyla kapamaya çalışan, bencil, soğuk bir baba modelinin altında ezilmiş olan kişiliğini bu kitaptaki her satırla biraz daha özgür bırakır Virginia.İlerleyen yaşına karşın onun için sağlıksız bir saplantıya dönüşen nefretini böylelikle azad etmiş olur benliğinden.(Yine Mina Urgan’ın yazdığı biyografisinde günlüğüne annesinin kırk dokuz yaşında ölürken, babasının yetmiş iki yaşında kanserden ölmesine güç katlandığını hayret verici bir açık yüreklilikle yazar.) Kitapta sadece babasına olan nefretini değil annesine olan sevgini ve hayranlığını, sekiz çocuğuna bakmak için nasıl çalışıp didindiğinden de bahseder.Annesinin insanları etkisi altına alan güzelliğinin, sevgi dolu benliğinin yanı sıra toplumun ondan beklediği itaatkâr kadın rolünün altına kurbanlık bir koyun gibi yatmasını da sert bir dille eleştirmekten geri durmaz.Ne yazık ki bu fedakarlığın da aslında kadından beklenen sağlıksız bir ruh halininin sonucu olduğunun da farkındadır.Kadınları küçümseyen erkeklerin tavırlarında annesi gibi erkeğin yardımcılığını üstlenen edilgen bilincin tam karşısına, evlenmeyi reddederek kendini çizdiği resimlerine adayan Lily Briscoe vardır.Yazar bu karakter üzerinden bir adım geride durmasını dikte eden toplumun eril anlayışa kafa tutar.(En sevdiğim karakter haliyle Lily oldu) Ramsay ailesinin evini aydınlatan Deniz Feneri her karakter için farklı bir imgeye dönüşür.Hiçbir kavram tek bir şeyi ifade etmez.Ruhsal çözümlemelere, psikolojik tahlillere yer yoktur.Karakterleri anlamamız için geçmişle gelecek arasında bağlantılar kuran tüneller açar Woolf. Mr. ve Mrs. Ramsay’la beraber gerçek hayatta çok genç yaşta kaybettiği erkek kardeşi Thoby Stephen’ı da kalemiyle can vererek anar.Bu şiirsel düz yazı, kaybettiği tüm yakınlarının ardından yaktığı bir ağıta dönüşür.Woolf’a olan hayranlığım herkesin malumu, bu kitap da bu hayranlığın haklılığının altını dolduran, en zengin eseri. İçinizdeki nefretten azade bir ruh haline gelmemiz için, ihtiyacımız olan tek şey biraz Edebiyat’tır belki, kim bilir? :)
·
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.
Öne Çıkanlar
Öne Çıkan Yorum
Aylık kitap listemi bozmak için yapıyorum sanki. Neyse ki azmettirici incelemelerin ve Woolf için değer. Çok yararlı olmuş. Emeğine sağlık 💐
Bence de değer:) Çok teşekkür ederim.Çiçekler için de saol 😅🙏🏼 çok incesin 🎈🎈
Virginia Woolf okuma isteğim, alıntılarını ve incelemelerini gördükçe artıyor, heycanlandırıyor🌼 Şuan Jane Eyre kitabını okuyorum ve içerisindeki kadın karakteri okur okumaz aklıma geldin. Romanda, sesi duyulan deli eşin adı. Erkek egemen Viktorian toplumunda erkek tarafından yönetilen, bastırılmış kadın modelini temsil eden karakter Bertha Mason ismini kullanman... sen çok güzel bir detaysın🌻🌼🌹
Wirginia Woolf dönemin kadına uyguladığı ayrımcılıktan ötürü üniversitesi eğitimi alamamış olmasına rağmen kendini yetiştirmiş, dönemin erkek ismi kullanarak cinsiyetini gizleyen kadın yazarların izinden gitmeyerek adını ve kadın kimliğini gizlemeyen,edebiyat dünyasının en özel kalemlerinden biri benim için.Onu tanımana vesile olmak mutluluk verici.Bastırılmış her kadının çığlığı bizim benliğimizde yankılanıyor, öyle değil mi Hülya?Hepimiz Bertha’yız bir yerde.Profiline her baktığımda Gülşen Bubikoğlu güzelliğine sahip olduğunu gördüğüm bir kadından bunları duymak.♥️🙏🏼🌹
Erkek hegemonyasına karşı pes etmeden savaşmış Woolf ve onun ideal sanatçısı Lily Briscoe <3 Bu kitabı 4-5 sene önce okumuştum ama Charles Tansley'nin sinir bozucu konuşmaları hâlâ aklımda. Keşke herkes okuyup kendine ders çıkarsa... Emeğine sağlık, akışta daha çok Woolf görmek dileğiyle🌸
O herkesi evlendirme gayreti olan Mrs. Ramsay ve Mr. Ramsay tarafından küçük düşürülmeyi kabullenip bunu olağan karşılayan Minta Doyle karşısında özgürlüğüne düşkün Lily okurken içimizdeki haksızlık hissinin öcünü alıyor resmen :D benim de en sevdiğim karakterlerin başında gelir.Çok teşekkür ederim.Ve merak etme, göreceksin :D👋🎈