Temelinde yatan şey itaatsizlik değil bence. Özgürlüğü matruşka bebeğe benzetirsek eğer itaatsizlik matruşkanın boyutlarından birini temsil eder. Matruşkanın en küçük bebeği, yani özgürlüğün temelinde yatan şey ölümü kabullenmektir kanımca.
Özgür kılar fakat olayı özgür kılınma olarak görmek mantıksız bana göre. Çünkü insan bu yaşama ait değil, ölüm onun bir parçası. Yani aslında insan tamamen özgür fakat içerisine doğduğu ezberci yaşamda ölümü algılayış şekli yanlış bence. Bu yüzden ölümü kabullenmeyi itaat etmek veya boyun eğmek gibi görmüyorum. Olması gerekeni fark etmek ve kabullenmek daha doğru gibi bence. Kabullenişin huzuru getireceği kısmen doğru, getiremeyebilir belki. Herkes için mapushane gülü oluyoruz denilemez. Kabullenişin nasıl gerçekleştiği önemli. Zorunlu-çaresiz olarak kabulleniliyorsa eğer, özgürlük yanılsaması meydana gelir. Fakat, kabullenmenin ardından değerlerde, düşüncelerde, yaşayış şeklinde vs. değişiklikler meydana geliyor ise özgürleşmek mümkün gibi. (anlatımı iyi yapamadım büyük ihtimalle eheh) Yani daha da açmam gerekirse; hiçliğe düşmek ile hiçlikten beslenmek arasındaki fark gibi(mi?acaba)
Zoraki bir itaat dayatması bu zamanda pek geçerli olmasa da; çeşitli yönlendirme, algı şekillendirme yöntemleri ile insanların yaşama biçimlerini, düşünce tarzlarını etkileyerek sanki bu biçimlerin ve düşüncelerin kendi iradelerinin ve tercihlerinin bir ürünü olduğu kanısı uyandırarak da farketmeden kişiler birilerinin gönüllü köleleri haline getirilebilinir ve getiriliyor da. Köle olduğunun farkında olmayan, kendini özgür sananlar. Tam da günümüz tüketim toplumunun tercihlerinin manipülasyonlar vasıtasıyla tektipleştirilmesi bunun en iyi örneği. Bakarsak çoğumuz sözde özgürüz.
Özgürlük arayışı da bir simülasyon, itaatin bir başka aracı aslında bu, tüketmeye alıştırılan bir topluma üretilen nesnenin hayali veriliyor ona sahip olmak için isyan etmesine ise özgürlük deniyor :D tam da dediğiniz gibi yani, “dilde” özgürlük “bedende” itaat kol geziyor.
"Özgürlük" dediğimiz şeyin kapsamını genişletenler mevcut "özgürlüğü" kâfi bulmayanlardır. Bu doğru. İtaat edenlerin de çeşidi var bence. Mesela dinî sınırlara riayet etmek kölelik midir, acaba. Bana sorarsan değil. Ama hak aramaya mâni olana itaat de köleliktir. Köleliğin tanımını da yapmak gerekiyor gibi. Hep beynime batan bir sorudur, hürriyet benim için ne demek, hürriyet isterken aslında ne istiyorum, hudutsuz ve gayesiz bir hürriyet beni yaşarken nereye götürebilir. Çok sığ şeyler söyledim belki, ama bunları düşündüm.
Eğer hâlâ bulunabiliyorsa belki aramızdan birileri ıssız bir adaya gitmek isteyebilirler. Ve özgürlüğün ıssızlıkta olamayacağını da yanlarına almalılar. Böylece pek yalnız kalmış olmazlar. Yine de içlerinde kaynayan özgürlük taşar da; bir meyve ağacını kesip yine de ondan meyve beklemeye başlarlarsa daha itaat edecekleri çok şey vardır.
Nesil, yalnızlığını çoğaltırken
tabi olmuşsa ilişkiye
E, öyleyse bu bağlar, ağlar sarmaş dolaş
bulsan ucunu, desen: Özgürlük! — ne
bulsan ucunu, desen: İtaat..! — ne?
Bir deli varmııış. Özgüürlüğe sararmış. Gürlüğünü atmış, öz kalmış: ÇÖZ!
Eğer itaat edilecek bir güç varsa o da ilişkidir. Gerisi görüsüz bir acizliktir. Her neyse, bu kadar özgürlük yeter! Ağzınıza bir sevgi hapı atın ve aynaya değil kendinize bakın. Ya da sizi göstermeyen bir aynaya belki de. Siz, siz olmaya boğulmayın. Siz, sizsiniz: Sizsis...