Baktım, geceleri uykusuz kalma pahasına bir kitabı elimden bırakamadım, bitince bu kez etkisinden çıkamadım, üstüne başka şeyler de okuyamadım, o zaman iki çift laf edeyim de hem içim rahatlasın hem de başka okurların da ilgisini çeksin, dedim.
Siz de Sefiller'i okurken "bu tarz roman bir daha yazılamaz sanırım!" diye düşündünüz mü bilmem. Ama yazılmış efendim! Hem de Sefiller'den önce. Ve benim gibi birçok okurun gözünden kaçmış bugüne dek. Düşününce Hugo'nun ve diğer büyük romancıların yayımlandığında oldukça ses getiren bu eserden etkilenmemesi mümkün değil. Özellikle tarihi arka plana alan romanlarda bu eserden etkiler görülüyor. Bu bakımdan ülkemizde az tanınması üzücü.
Bahis konusu eser, Manzoni'nin İtalyan edebiyatın gözbebeği olan Nişanlılar'ı. Bugün İtalya'nın ilk tarihi romanı hatta ilk yetkin romanı kabul ediliyor. Nişanlılar, sadece edebi çevrelerde değil yüklendiği misyon bakımından tüm ülkede çok önemli bir esermiş. Öyle ki bir dönem liselerde zorunlu olarak okutuluyormuş.
Yazarımız Manzoni'nin eserini ortaya çıkardığı 19.yüzyılda İtalya, kendi dilinde söyleyecek olursak "Risorgimento" denilen yeniden diriliş hareketi içinde. Yani küçük krallıkları birleştirip tek bir İtalya Krallığı kurmak amaçlanıyor. Yazarımız da bu hareketin içinde ve gönülden bağlı. Esere zamanını veren 17.yüzyılda henüz ulusal birliğini kurmuş bir İtalya değil Venedik Krallığı, Napoli Krallığı ve eserimizin geçtiği Milona Krallığı gibi küçük devletçikler var. İşte Manzoni, bu kitapta çizdiği tablolarla işgal altında, cahil, bürokrasisi kokuşmuş halkına bir mesaj veriyor : " Siz iyi insanlarsınız, bir araya gelin, başarabilirsiniz!"
Eser, sadece konu itibariyle değil Modern İtalyancanın gelişimi konusunda da bir şaheser. Ulusal bütünlüğün olmadığı gibi ulusal bir yazı dilinin de olmadığı bir zamanda Manzoni, herkese hitap etmek için çeşitli çalışmalar yaparak ve eserini birkaç kere yeniden düzenleyerek yeni bir yazın dili ortaya koymuş.
Sürekli "iyiliğin" vurgulanarak en kötü olaylarin bile iyimser bir havada yazıldığı, İtalyan insanını ve İtalyan kültürünü edebiyata yediren bu eser, sanmayın ki tek bir ulusa hitap etmiş. Bir bölgeden yola çıksa da anlattığı insanlık durumlarıyla son derece evrensel.
Yazar; yetkin bir eser ortaya koymak için romanına zemin yaptığı 17. yüzyıl Lombardiya'sının tarihi için arşivlerde sabahlamış, tarihi kayıtları ve romansları incelemiş, dönemin şair ve yazarlarına kulak vermiş. Milano'daki ayaklanmalar gibi kendi dönemindeki benzer olayları tahlil ederek uyarlamalar yapmış. Kendisi de bir tarihçi edasıyla ve toplumcu bir duyarlılıkla eserini meydana getirmiş. Yetmemiş kimi zaman tiyatrocu, kimi zaman filozof olmuş. Yetmemiş konuyu okur ile tartışmaya açmış. Ara ara konuyu sanki başka bir yazarın metninden aktarıyormuş gibi kafaları karıştırmış. O da yetmemiş "Bilirsiniz ki, anlatmak bana düşmez " gibi sözleriyle hınzırlıklar yapmış ve okurunu küçük araştırmalara sevk etmiş. İşte bu farklı farklı tavırlar roman okurunu çok heyecanlandırıyor.
Manzoni'nin hayatına bakınca gördüm ki kendisi dini ve manevi anlamda birden çok kez dönüşümler yaşamış, en sonunda dindar kalmıştır. Hatta, esere göre "doğru yolu" bulan bir karakterde kendini yaşattığı söylenmiş arkadaşları tarafından. Nişanlılar'ın her bölümünde bir dini ses hissediliyor, iyiler kazanıyor, ilahi adalet vurgulanıyor. Yazarın genel tavrı ve araya serpiştirilen dini nutuklar, eser böylesine yetkin olmasaydı okuru sıkabilirdi ama beni sıkmadı. Çünkü dozunu ayarlayabilmişti yazar. Nasıl halkın cahilliği, bürokrasinin ve siyasetin kokuşmuşluğu eleştirilmisse gerektiği yerde Kilisenin yobazlığı ve din adamları da acımasızca eleştirilmişti. Çağdaşlarına göre Manzoni, her ne kadar koyu bir dindar olsa da toplumsal meselelerde laiktir. Nitekim aynı çağda yaşayan ve katıksız bir ateist olan Giuseppe Verdi ile ruhsal yakınlıkları ve dostlukları vardır. Hatta Verdi, ünlü opera eseri "Requem" i Manzoni'nin anısına adamıştır.
Biraz da Nişanlılar'ın çeşit çeşit karakterlerinden bahsetsem diyorum ama hangi birini anlatayım. Her biri farklı bir kesimin eleştirisi ve simgesi olan onca kişi...Sadece, baş karakterlerimiz olan aşıklardan bile, düklerden, soylulardan, onca büyük din adamlarından bile akılda kalıcı bir tip var ki : Kendisi bir köy papazı ( Baş Harfi D:) )bu kişi gerçekçiliği ve her dönemde etrafta görülme bolluğu ile akılda yer ediyor.
Bitirirken hayli hacimli olan bu eserin çok az klasikte rastlanabilecek bir akıcılığa sahip olduğunu belirtmek isterim. Bireysel ve toplumsal konular birbirinin önüne geçmeden, birbirini etkileyerek aktarılıyor. Biz birey olarak "bir insanı" sonra da hastalıkta, ayaklanmada, kutlamada vs. genel olarak "insan" ı okuyoruz.
Kurgu o kadar güzel ki Renzo köye döndüğünde, ben de yazarın "göllerin içinden yükseliveriyor" dediği dağları, sarp uçurumları, meydanları , şatoları gezerek bir çemberi tamamlamış gibi hissettim kendimi.
Yazar son sayfada kendine has mizahını sürdürmüş ve bize şöyle demiş:
"Öykümüzün kahramanları bir daha konu edilen sıkıntı, acı ve engellerle karşılaşmadılar. Bundan sonra imrenilecek kadar dingin ve mutlu bir yaşam sürdüler. Anlatmaya kalksam sıkıntıdan patlarsınız."
Bu güzel klasiği siz de benim gibi aklınızda tutmayın yıllarca ,okuyun ve tavsiye edin...
Bana Verdi'nin Manzoni'ye adadığı operayı bile dinletti saatlerce. Daha ne diyeyim:))
Sevdiğim bir bölümden:))
m.youtube.com/watch?v=cHw4GER...
"Bir İtalyan tipleri yelpazesinin devamlılığını tespit etmek, Cehennemdeki, Decameron'daki azizler ve düzenbazlarla D'Annuzio'nun, Pasolini'nin, hatta Fellini'nin karakterleri arasında bir akrabalık saptamak için Nişanlılar'ı yeniden okumam gerekmişti."
Kader
Kaleminize sağlık, ne de güzel bir inceleme olmuş. Daha başlardayım henüz, ancak ben de şimdiden etkilendim Manzoni'nin yazımından... Bunca yıl okumamak büyük kayıpmış...