Kader, gazeteciliği bırakmış bir yazarın en büyük eseri olarak gördüğü kitabını tamamlamak üzereyken oğlunun intihar ettiğini öğrenmesiyle başlıyor. Bu olay üzerine eşiyle ilişkisini de masaya yatırıp sorgulamaya başlıyor karakterimiz ve roman boyunca onun içsel çatışmasını, bocalamasını, kendisiyle ve ailesiyle olan hesaplaşmasını zamanda gidiş ve gelişlerin de olduğu bilinç akışı tekniğiyle okuyoruz. Tim Parks, aile olmak, ebeveynlik ve insan ilişkileri ile ilgili biraz Freudyen ama gerçekçi ve sarsıcı tespitlerini tüm dürüstlüğüyle aktarırken, bir yandan farklı kültürlerin insanları nasıl şekillendirdiği ve diğerleriyle ilişkilerine bunun nasıl yansıdığıyla ilgili -ki bu iki unsur (aile ilişkilerimiz ve toplumsal kimliğimiz) aslında insan kaderini oluşturan iki ana etken değil midir- tespitlerini paylaşmış. Bilinçakışı tekniğini kullanma şekli hakikaten muazzam, hem insan zihnini doğal akışında yansıtmadaki başarısı hem de okuru içine alan akıcı bir dille bunu yapması Parks’ı özel bir yazar yapıyor sanırım. Gerçekte bir insanın zihninden bir anda ne kadar farklı düşünce ve zaman dilimlerinden kesitler aynı anda geçebilirse, hepsini yakalayıp doğal seyrinde vermeyi başarmış Tim Parks, öyle ki o anda neden bahsedildiği ya da hangi zamanda olunduğu hakkında bir kez bile bocalamadığınız gibi, karakterle adeta bütünleşiyorsunuz. Bilinçakışı tekniğiyle yazılmış olmasına rağmen zor okunan bir eser değil. Merak unsurunun kitabın sonuna kadar canlı tutulması da okurken ilgimin son sayfaya kadar hiç eksilmemesini sağladı. Çok beğendim. Çağdaş edebiyattan hoşlanan herkese tavsiye ederim.
İngiltere'nin dış muhabiri Chris Burton, İtalyan eşiyle birlikte uzun bir süreliğine Londra'ya döner. Ve onun için önemli bir sabah, ergenlik çağındaki oğlunun intihar ettiğini bildiren bir
Kaderiniz de varsa okuyun efendim bir şekil de o sizi bulur, yoksa özel bir çaba sarf etmeye değmez. Ozetle bir aile trajedisi ve bütün olaylar sonlarda kadere bağlanmış. Bilinç dışı dünyaların, rüyaların gerçeklerin sık sık birbirine geçip karıştıgı kitap yazarın çok dil bilmesinden kaynaklı belki de , yada çeviri problemli bilmiyorum edebi lezzetten uzak garip bir hikâye olmuş.
Yazarın kalemi çok farklı, bu tarz kalemle ilk kez karşılaştım diyebilirim .
Karakterin kimi zaman kendisiyle birinci tekil kimi zaman da ikinci tekil olarak konuşması, 3-4 zamana götürmesi ve bu farklı zaman dilimlerini peş peşe anlatması, baya bir yoruyor ve bu yuzden bazen konudan koptum diyebilirim.
Evlilik , aile ve ilişkileri konu alan kitapta karakterin iç dünyasını yazar hem dokunaklı hem esprili bir dille anlatmış.
Yazarın başka kitabını okur muyum, şu anlık cevabım: hayır .
Belki yanlış zamanda okunan kitaplardan da olabilir benim için, bilemedim .
Bilinç akışı tekniği ile yazılmış nevrotik bir roman. Yazar bilinç akışı tekniğini o kadar ustaca harmanlamış ki beni hiç yormadı. Kısa bir zaman diliminde gecen hikayeyi yüzleşmeleriyle ve farklı karakterleri dahil etmesi ile zamanda gitgellerle uzatmış fakat muazzam akışa direkt dahil oldum .Gazeteciliği bırakmış ve kendisi için büyük bir eser dediği kitabını tamamlamak üzere olan adamın , oğlunun intihar haberini almasıyla başlar hikaye. Kitapta olay geride kalmakta daha çok yazarın yüzleşmelerini ve içsel hesaplaşmalar okuyoruz.Karısı ile olan ilişkisi, aile olmak ,toplum üzerine , ilişkiler üzerine fikirleri .. kimi zaman çok sarsıldığım tespitleri oldu. Özellikle ebeveynliklerini aynaladıkları kısımlar dur ve nefes al kısımlarıydı ! Karanlık bir taraf ! Yaşasın çağdaş ! Roza Hakmen Çevirisi
Ingiliz yazarin okudugum ilk kitabi. Roza Hakmen cevirisi. Kesinlikle okuyun! Ingiliz gazeteci Chris Burton ve Italyan esinin ogullarinin intihar haberini almalariyla Ingiltere'den Italya'ya yolculuklari suresince yani yaklasik 48 saat boyunca gazetecinin zaman ve mekanda donuslerle dolu dusuncelerini okuyoruz. Sanirim yazarin kendi deneyimlerinden de kaynakli cokca Italyan ve Ingiliz kultur, devlet, politika, ekonomi karsilastirmasi var. Bir adamin es, baba, yazar olarak hayatini, hayati ve kader denen olgunun var olup olmadigini sorgulamasi sureci bu 48 saat. Sizofren oglunun neden intihar ettigini sorguluyor, her seyin nasil basladigini, karisiyla iliskisinin daha farkli olup olamayacagini. Zaman-mekan donusleri, bunun icine dusuncelerin girmesi okurken beni zorladi ama kitap akici. Bandu dedigi baglantilar da cok guzel kurgulanmis.
Bir diger soru da eger yeterince gecmise inilirse insanlarin ve uluslarin hareketleri öngörülebilir midir? Yoksa her sey kader midir ve öngörünün bir anlami yok mudur?
"Ölüleri kendilerine mal eden ölüler, ölüleri anan ölüler, ölüleri öngören ölüler: Siz neyseniz, biz oyduk; biz neysek, siz o olacaksiniz.[...] Ölüme dönüsmeyi bekleyen yuzeysel bir kosusturma. Anitsallik bir tür delilik iceriyor, dedim kendi kendime."
Ustune dusunulecek cok satir vermis yazar.
Tim Parks'tan okuduğum ilk kurgu olan Kader beni altüst etti diyebilirim.Oldukça zorlu ve keyifli bir okuma oldu.Kitap, İngiliz dış haberler muhabiri Chris Burton, İtalyan eşi Mara, evlat edindikleri Paola ve şizofren oğulları Marco arasındaki sevgi aynı zamanda nefret yüklü, yıkıcı güç mücadelelerinin yoğunlukta olduğu bir ilişkiler yumağını anlatıyor.
İhaneti, iletişimsizliği, İngiliz ve İtalyan kültür farklılığını, enseste yakın çocuk düşkünlüğünü, bu düşkünlüğün eşler arasında yarattığı yıkımı kitap boyunca âdeta Chris Burton'ın iç sesi eşliğinde takip ediyoruz.Bilinç akışının inanılmaz ustalıkla kullanıldığı Kader için bir yüzleşme, hesaplaşma kitabı diyebiliriz.
Roza Hakmen tarafından Türkçeye kazandırılan Kader, çok çok fazla okuyucu ile buluşmalı diyorum.Kesinlikle okuyun.️
Kader, konunun ve olayların arka planda kaldığı, anlatımın öne çıktığı bir roman. Kitabı sevmenizi sağlayacak olan ya da sevmemenize neden olacak olan şey, kitabın anlatımı.
Kitabın ilk paragrafında göreceğiniz gibi (tat kaçıran/spoiler değil bu) eski bir gazeteci kitap yazmaya başlıyor ve bu onun hayatının en önemli işlerinden biri fakat kitabın yazımıyla ilgili önemli bir eşikteyken, oğlunun intihar ettiği haberini alıyor ve hikaye başlıyor.
Oradan aralayan kapıyla bu ailenin birbirleriyle olan ilişkilerine, geçmişine gidip bugüne dönüyoruz. Anlatıcının iç dünyasını ve zihninden geçenleri okurken, karı koca olarak ya da anne baba olarak yapılan bazı psikolojik çıkarımlar, sevgi ve fedakarlık ve "ait olmak" üzerine söylenenler önemliydi.
Farklı zaman dilimlerinde yaşanan olaylar peş peşe anlatılıyor. Yazar haftalar, aylar, yıllar arasında geçiş yapıp konuyu bir şekilde toparlasa da, okurun konu bütünlüğünü kaçırmamak için dikkatini kitaba vermesi gerekiyor. Anlatımın bu şeklini çok sevdim ben. Kitabı okurken zaman zaman "İŞTE ARADIĞIM TAT, İŞTE EDEBİYAT!" "dedim kendi kendime." :)
Ayrıca dikkatimi çeken bir şey vardı anlatımda: tıpkı Thomas Bernhard gibi sıklıkla ama sıkmadan yapılan bir tekrar söz konusuydu. Cümleler çoğu kez "diye düşündüm", "dedim kendi kendime" diye bitiyordu. Bunun yakışıklı Thomas'a has bir üslup olduğunu düşünürdüm, değilmiş. Belki de ona öykündü, bilemiyorum ama çok güzeldi. Okuyunuz.
Kitap hakkında daha detaylı yorumumu dinlemek isterseniz bu videoya bakabilirsiniz.
youtu.be/Csx1toCTiPU
Bir romanda dil olmazsa olmazımdır. Dil kötü olunca okuyasım gelmez ya yarım bırakırım ya da sonra tekrar dönerim. Kader de benim sonradan döndüğüm bir roman oldu. Bilinçakışı tekniğiyle yazıldığı için dil aksıyor. Fakat yazar bu tekniği kullanmada çok başarılı. Roman saplantılı bir şekilde hayatında bir kopma olduğunu düşünen kahramanın aslında o kopmayı yaşamadığını, İtalya'nın ve evliliğin bir kader olduğunu anlatıyor. Psikolojik bir savaş olarak ele alınan ilişkilerde kahramanımız entelektüel bir acizi oynuyor ve bundan da çok şikayetçi değil. Zihnimizdekiler ile davranışlarımız arasındaki çelişkiyi anlatan Kader, kolay okunan bir roman.
Tim Parks büyülü bir yazar. Son zamanlarda çok iyi yazarlarla tanıştım ve Kader’in yazarı beni tam onikiden vurdu. Gerçek bir edebiyatın tadını sonuna kadar hissettim.
1954'te Manchester, İngiltere' de doğdu. Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde öğrenim gördü. 1981'den beri İtalya'da yaşıyor.
Europa (1997; Alef 2016), Kader (1999; Alef 2016), Cleaver (2006), Sex is Forbidden (Seks Yasak, 2013) ve Painting Death (Ölümü Resmetmek, 2014) başta olmak üzere hemen hepsi çeşitli ülkelerde yayımlanan on dört roman yazdı.
90'larda, Kuzey İtalya'daki hayatı konu alan, kurmaca olmayan iki kişisel anlatı kaleme aldı: Italian Neighbours (İtalyan Komşular, 1992) ve An Italian Education (İtalyan Eğitimi, 1996). Büyük beğeni toplayan bu kitapları 2002'de hem taşra hayranlığının komik bir mikrokozmosunu sunan hem de iş ve futbol tutkusu açısından İtalyanların hayatına genel bir bakış niteliği taşıyan A Season with Verona (Verona ile Bir Mevsim) izledi.
Kurmaca olmayan diğer başlıca eserleri ise 15. yüzyıl Floransası'ndaki Medici bankasının tarihini anlatan Medici Money (Medici Parası, 2005); sağlık, hastalık ve meditasyon üzerine düşüncelerini aktardığı Teach Us to Sit Still (Bize Sakin Sakin Oturmayı Öğretin, 2010) ve son olarak 2013'te yayımladığı Italian Ways'dir (İtalyan Yolları).
Tim Parks aynı zamanda önemli bir çevirmen.
Moravia, Cal-vino, Calasso, Machiavelli ve Leopardi'nin eserlerini İngilizce'ye çevirdi. İngiliz modernistlerin İtalyanca çevirilerini incelediği Translating Style (Üslubu Çevirmek, 1997) kitabı bu alanda bir klasik sayılıyor. Halen Milano'daki Uluslararası Diller ve Medya Üniversitesinde (IULM) çeviri alanında lisansüstü dersleri veriyor.
New York Review of Books ve London Review of Books'ta düzenli olarak yayımlanan metinlerinin yanı sıra, son üç yıldır da New York Review onlineda yazmak, okumak ve çeviri üzerine düzenli olarak denemeler yazıyor.