Gönderi

Annem kaldıysa bir fincan Netflix istedi :)
"İhtiyaç duymadığınız bir mal, önce sizin için ihtiyaç haline getiriliyor, bunun için bilim adına her türlü şarlatanlık kullanılıyor; o şey sizin için ihtiyaç haline getirilince onunla ilgili bir kurumsallaşma ortaya çıkyor, neticede insanlar o kurumların esiri haline getiriliyor."
Sayfa 175·Kitabı okudu
·
602 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu kitapta ve hatta bu bölümlerinde olması gerekiyor; yarım ekmek bahsi. Çok basit bir örnek: Yarım ekmeklik bir açlığım/ihtiyacım var fakat bütün ekmek bölünmüyor bile artık. Ben ne kadar ihtiyaç duymasam da onu almak zorundayım. Önceden bakkallarda yarım ekmek arası salam, zeytin, peynir vs atılabilirdi şimdi ortada öyle bir şey olduğunu sanmıyorum zira bakkal bile kalmadı dense yeridir. Ki bu en temel durumda böyle.
Ufuk açan bu muhavereniz üzerine sessiz kalamadım :) Bir yerlerde şöyle bir notum vardı, acı belki ama, paylaşmak istedim: "Dünya üzerinde beş yüz milyar dolarlık bir hacme ulaşan ilaç endüstrisi, gözünü ‘fethedilmemiş topraklar’a, sağlıklı insana dikmiş durumda. Hastalık kavramı günbegün genişletilerek sağlıklı insanlar hasta olduklarına ikna ediliyor. Dünün mahcup çocukları, bugün toplumsal endişe bozukluğu tanısıyla ilaç alıyor. Sokaklarda özgürce tepinemediği için kurtlarını evde döken çocukların bir kısmına hiperaktif yaftası yapıştırılıveriyor. Hastalığın kendisini sınırlayan bir tarzı olması, iyi huylu seyretmesi veya kişisel başa çıkma stratejileri gözden kaçırılıyor. Hastalık ticareti, sıradan sıkıntıları tıbbi sorunlara dönüştürüyor; hafif belirtileri ciddi olanlara, kişisel sorunları tıbbi belirtilere, riskleri hastalıklara tahvil ediyor. Bugün tıp dergilerinde, ilaç şirketlerinin ürettikleri bilginin yerini bağımsız odakların ürettiği bilginin alması tartışılıyor. Çünkü bir çalışmada gösterildiği gibi, bir ilacın etkinliğini belirleyen en önemli değişken, o çalışmanın sponsor firması."