·168 syf.····Okunma: 14 Mart 2017 11:46 Dervişan, yazarın okuduğum ikinci kitabı. Aslında ‘Hamza’ kitabını okuduktan sonra bir daha Ömer Faruk Dönmez kitaplarını asla okumam demiştim. Okumam dedim çünkü üslubunu hiç sevmiyorum. Özellikle de İslami kelamı kullanan kesimin argo ve basit cümleleri kullanarak yaptığı gevezeliğe tahammül edemiyorum. Gerçi çoğu espritüel yazış olarak değerlendirebiliyor ancak beni gerçekten rahatsız etti. Aslında yazdıkları Metin Karabaşoğlu gibi. Vurguladıkları çıkarımlar, eleştirdikleri gerçekler benzer ama arada kocaman bir uçurum var sanki.
Ömer Faruk Dönmez’in İkinci kitabını da okudum çünkü dobra dobra -kitabın ortasından- lafı dolandırmadan can damarından konuşuyor. Kendisinin de ifade ettiği gibi biraz radikal. Neden bilmiyorum ama radikal fıtratlara kayıtsız kalamıyorum. Ve tek kitabı ile de haksızlık etmek istemedim. Ek olarak hem kitabın ismi hem de kapak tasarımı ilgimi çekti diyebilirim.
Hamza kitabında olduğu gibi aynı üslüpla benzer şeyler paylaşılmış. İslam dininin aslından uzaklaşmış sözümona müslümanları hakkında yazdıkları. Ama ahirzaman müslümanlarının ameli yaşantısından ziyade sosyolojik çerçevesi, bozulmuş zihniyeti, değişmiş değerleri. Her satırı eleştiri... Kitabı okurken güzel duygular hissedemedim ki. Hatta okuduğum 2 gün boyunca anlayamadığım bir çemkirme, sorgulama, yadırgama ve eleştirme isteği hasıl oldu bende ve bundan hiç hoşlanmadım:( Bu yazarın tenkit zihniyeti de bulaşıcı galiba… Hoşlanmadım çünkü zaten uç olan günümüz insanını daha da uçlaştırabilecek üslubu fazlasıyla birikmiş duygular taşıyor zannımca.
Tenkitle enaniyetin arasındaki o ince çizgiyi fazlasıyla aşmış. Kendisinden başka her şeyi herkesi çok yukarılardan eleştirirken kullandığı cümleler sessiz sessiz ’’ben ben!!! ‘’diyor ki duymamak elde değil! Bu tür kitaplarda devamlı tekrarlanan ''ben'' ve ''onlar'' yerine; vurgulanan, akılda kalan, işaret edilen ''O'' olmalı değil mi?
Sanki iki yazar var da aralıklı yazmışlar kitabı. Bir bakıyorsunuz liseli ergen misal; argo cümleleri ile espiri havasında her şeyi eleştiriyor. Tabii kendini yüceltirken… Bir de bakıyorsunuz bir medrese talebesi gibi hikmetli ince ve derin kelamlar. İnsanı sarsan, bahane bırakmayan, teslim oldum dedirten…
Kitabın en beğendiğim kısmı üç kere okuduğum üçüncü bölümüydü. Kitaba da adını veren bölüm ‘Dervişan’. Bana bıraktığı cümle: ’’ Nasılsanız öyle yönetilirsiniz!'’
Üçüncü kitabını okur muyum ?? Bilemedim…