Bu incelemeyi yazmak için biraz beklemem lazımdı. Zihnimi toparlamam ve öyle yapmam lazımdı bu incelemeyi. Çünkü tehlikeli oyunlar oynuyordum ve bu sıra zihnimin kontrol mekanizmasını tamamen bozuyor ve kontrolümü kaybediyordum. Kontrolünü kaybettiğim zihnimden, bu güzel kitap için kelimeler süzmek daha zordu. Şimdi yine tehlikeli oyunlar peşinde olsam da yavaş yavaş alışıyor zihnim tehlikeli oyunlara sanırım, kontrolüm daha çok elimde. "Tehlikeli Oyunlar" incelemesine başlayalım o zaman.
Oğuzcuğum Atay'ın ikinci okuduğum kitabı olan bu kitabı da tıpkı Tutunamayanlar gibi çok beğenerek okudum. Ve bilirsiniz ki; Atay'ın cümlelerini içine almak, hem kendinle hesaplaşmanı hem çevrenle hesaplaşmanı beraberinde gerektiren ve getiren bir durumdur. Okurken bazı yerlerde çok zorlandım. Çünkü çok doğru cümleler vardı. Çok canımı yakan, kalbimi derinden etkileyen satırlar karşısında gözümün dolduğu zamanlar yaşadım. "Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklıklarını beyin zarımın üzerine taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım." Diyor sayfa 333'de Hikmet Benol. Ana karakterimiz Hikmet'in cam kırıklarıyla dolu zihninden uçsuz bucaksız düşünce geçiyor ama buna rağmen. Zihni, kalbi, her yanı yaralı olan muzip Hikmet Benol... Oğuz Atay'ın kitaplarının karakterlerine verdiği isimler özellikle de soyadları çok dikkatimi çekiyor. Selim Işık, Hikmet Benol, Coşkun Ermiş... Hikmet; ben olmaya, benliğini bulmaya çalışan birisi tıpkı bu kitabın yazarı gibi. Tıpkı bu kitaba anlayarak bakan okuyan insanlar gibi. Benliğini ararken, kaybederek bulur insan bulduklarını. Hikmet de hayatın zorluklarına karşı bağışıklık kazanmış, ama bu bağışıklığa rağmen her yaralanışında tekrar tekrar bir çocuk gibi ağlayan bir kişi. Ağlamak için gözden yaş akması gerekmiyor ama, o şakayla ve gülerek de ağlayabiliyor. İnsan zaten ağlamazken de ağlayamaz mı? Anlaşılmak... Atay'ın kitaplarının, hayatının ana figürü anlaşılmak durumu. Anlaşılmayı bekleyen ve anlaşılmayı isteyen bir insanın elinden çıkan bu eserler de anlaşılmayı istiyor ve bekliyor. Oğuz Atay'ın hayatına ve kişiliğine hakim olanlar daha iyi anlayacaktır bu cümlelerimi. Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'a nispeten daha kolay okunabilecek bir eser. Anlaşılması için yine çaba istiyor tıpkı her eser gibi. Ama olay örgüsünün içinde daha çok tutacak bir kitap sizi. Okuduğum sıralar bana çok iyi geldi bu kitap. Dediğim gibi gözlerimin dolduğu çok yer oldu. Cümleler ve kelimeler bazen insanın canını çok acıtabiliyor. Ama acıtırken iyi de gelebiliyor. İnsanın anlatmak, anlaşılmak, anlamak ihtiyacını iliklerine kadar hissettiği eserlerden olan bu eseri tavsiye ederim. Bazen binlerce sözcükle anlatsak da bir şeylerin değerini betimleyemeyiz. İşte böyle bir durum ve eserle incelememi bitiriyorum. En sevdiğim alıntılardan birisini ekleyerek:
“ Fakat Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor Albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu Albayım? Yok. Peki Albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim. Fakat Albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: “Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın Albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.” (Sayfa 259, Yalnızlığın Oyuncakları)
İyi ki vardın/varsın Oğuz Atay seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda!