Dar vakitlerde gelen iyi haberlere benziyordu, insana tüm çektiklerini unutturan. Her hareketinde, Ferhat’ın suyu getirdiği anda yaşadığı kendini aşmış bir aşkın doyumu vardı. Şenlik ateşleri gibi gülümsüyordu. Rüzgâr öyle gezerdi buğday tarlalarında. Saçlarındaki dalgalanmaya bakarsan bir öğrenci yürüyüşünden geliyor olmalıydı. Teri özgürlük kokuyordu ve sesinde bir halkın kalbi atıyordu. Deniz çocuğu olduğu kesindi, yoksa neden durmadan gökyüzüne baksındı, cebinde bir tutam yosunla. Hapislerin rüyaları kadar yakıcı, gerçek ve zengindi. Büyük ve önemli şeylerin değil de küçük ve değerli şeylerin altına çizgiler çeken bir görme ustasıydı. İnsanın Acısını İnsan Alır
"Yağmurdan mı doğmuştu, yoksa yağmurla tenimize sızan güneşin bize bir bağışı mıydı, yaşamın yalnızca acı ve korku olmadığını göstermek için."
İnsanın Acısını İnsan Alır
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.