Birçok esere, özellikle edebiyat alanında, sıkça işlenen "Haşhaşi" imgesini bu kez de Amin Maalouf'un bu eserinde görmekteyiz. Ömer Hayyam'ın üzerinden konuları aktaran yazarın pek de tarihi gerçeklere bağlı kaldığını söyleyemeyiz. Melikşah ile Vezir Nızamülmülk arasındaki ilişkiyi biraz duygusal ele alan yazar, konuya tam hakim olamadığı için kurguyu biraz fazla kaçırmış. Hayyam'ı ele alırken bolca şarap bolca eğlence, Nizamülmülk'ü ele alırken bolca zenginlik ve şatafat, Hasan Sabbah'ı da ele alırken ihanet çemberi ve suikastler etrafında ilerliyor. Bunları okurken de Gazapizm'in "Bir Gün Her Şey" parçası da insanın kafasında çalmıyor değil :)
Bu üçlemenin arasındaki bağlara ve farklı yönlerine biraz daha değinilebilirdi.
Sonuçta bu bir roman ve kurgu elbette ki olacak değil mi? Ama bariz hataların olması göze de batmıyor değil... Edebi dili ilk başlarda hakikaten çok iyi ve bu dil, kitabın yarısına kadar sürüyor. Ancak daha sonra, özellikle yakın yüzyıla geldiği zaman, oluşan dil eski özelliğini yitiriyor. Bu konu (Hasan Sabbah, Ömer Hayyam, Nizamülmülk) ile ilgili Vladimir Bartol un Fedailerin Kalesi Alamut adlı eserini hem dil hem de üslup bakımından daha önde tutuyorum. Çünkü bu eserinde yazar, çok enfes bir şekilde Şark imajını ele alıyor bir Garplı olmasına rağmen. Bu imajı Şarklı olan Amin Maalouf bu kadar iyi yansıtmıyor ne yazık ki. Ama kitabın ilk yarısında gösterdiği kalite, 7 puanı hak ediyor.