Bu kitabı Monte Cristo Kontu’nun yazarı Alexandre Dumas’nın bir başka kitabı olduğunu düşünüp almıştım. Hiç yazarın adından hemen sonra yazılmış “fils” sözcüğüne dikkat etmemiştim. Sonradan kitabın sunuş kısmını okuduğumda bu durumu fark ettim ve aslında bu kitabı yazan Alexandre Dumas’nın benim o zannettiğim Alexandre Dumas’nın gayrimeşru çocuğu olduğunu öğrenmiş bulundum. Bu da kitaba olan merakımı arttırdı. Baba oğulun acaba üslupları benziyor muydu? Bu soru beni ele geçirdi ve kitabı hemen okuma kararı aldım. Zaten sunuş kısmını okuduğum an bu kararı vereceğimi anlamıştım. Peki bu beni avucuna alan sorunun cevabı neydi? Açıkçası andırmalar olduğunu düşünüyorum ancak tıpa tıp denecek kadar bir benzerlik yok. En çok hangisinin üslubunu güzel bulduğumun cevabı da baba Alexandre Dumas olacak açıkçası. Oğul Dumas’nın da üslubunu sevdim ancak babasıyla uzun bir yolculuğa çıkmış bulunduktan sonra ona oldukça bağlanmış haldeyim.
Şimdi baba oğul kısmını geçip kitaba gelmek istiyorum. Bana Sabahattin Ali ‘nin Kürk Mantolu Madonna kitabını hatırlattığını söyleyebilirim. Hangisi daha güzel kıyasına girmeyi düşünmüyorum. İkisi de çok güzeldi zaten.
Kitapta Marguerite Gautier ve Armand Duval’in aşkını okuyoruz. Marguerite kitapta geçen tabir ile söylemek gerekirse bir yosma. Bu tarz etiketlemeleri sevmesem de kitapta hep görüyoruz bunu ve Marguerite de bundan maalesef ki kurtulamıyor. O çok değişik bir karakterdi. Bana yazarı Truman Capote olan Tiffany'de Kahvaltı kitabındaki Holly karakterini hatırlattı. Yaşam tarzı, tavırları… Ama gerçeğe daha yakın olduğunu hissettirdi bana o. Etrafında olanı biteni daha net gören bir karakter Marguerite. Değişmesine izin verilmeyeceğini anlamasını da bu özelliğine borçlu. Ona bu etiket yapıştırılmış ama o kurtulmak istediğinde de aşığı Armand dışında kimse yardımda bulunmadı. Aksine bu etiketin çıkmamasını isteyen de boldu. Ah Marguerite… Okurken tüm duygularını seninle paylaştım. Çok sahici, çok güzeldin.
Armand hakkında da bir kaç şey söylemek istiyorum. Bu kadar tutkun olmak tehlikeli aslında. Aşkı hem çok çabuk başladı hem de hiç azalamadı. Onu tüketecek kadar da büyüdü. Bana saflığı andırdı hep. Armand aslında bir insanın duygularının evrimini çok güzel yansıtıyor. İlk aşık olduğu dönemki Armand bana bir bebeğin duyguları nasıl olursa onun duyguları da öyleymiş gibi hissettirdi. Ama insan hep bebek kalmaz. Büyürken çoğu şey değişir. Onun saf duyguları da tabii değişti. Dışarıdan gelen etkilerle tıpkı insanın büyümesindeki gibi.
Kitap gayet güzeldi. Okumanızı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar. :)