Umut Diktatörlüğü Yenebilir mi?
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2022 14:23
Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter mi? Bu soru ile birlikte Yaşar Kemal’den okuduğum ikinci eser olan Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca’nın incelemesini paylaşmak istiyorum. Eser filler sultanının, yeteneklerini kıskandığı karıncaların ülkesini yok etmesiyle başlamaktadır. Karıncalar çok yeteneklilerdir ve kendilerine olağanüstü bir ülke kurmuşlardır. Filler sultanı bunu kıskanmış ve karıncaların sadece kendisine ve fillerine çalışmasını istemiş; sultan kendisine tahtlar, sırça köşkler, saraylar yaptırmak istemiştir. Karıncalar fillerden çok küçüktürler. Hatta o kadar küçüktürler ki bir filin bir ayağı yüz binlerce karıncayı öldürebilmektedirler. Karıncalar kaderine razı gelir ve fillerin boyundurluğu altına girmeyi kabul ederler ama bu köleliği kabul etmeyen yaşlı, görmüş geçirmiş bir demir ustası olan Kırmızı Sakallı Topal Karınca vardır. Ve böylece eserimiz başlamış oluyor. Bir kere bile Yaşar Kemal okumuş biri onun dilinin ne kadar samimi olduğunu bilir. Tam olarak bizim topraklarımızdan çıkan bir anlatıma sahiptir dili. Eseri okurken bilmediğim kelimeler yoğunluktaydı ama Yaşar Kemal’in üslubu, olayları anlatış şekli o kadar hoştu ki bilmediğim kelimelerin oluşu beni pek rahatsız etmedi. Distopya türünde yazılmış ve bizim topraklarımızdan çıkmış bu eserin daha çok bilinmesi ve okunması gerektiğini düşünüyorum. Dünya edebiyatının kültleşmiş eserlerinden eserlerinden birisi olan Hayvan Çiftliği’nin bizim edebiyatımızdan çıkan bir benzerinin daha çok okunması gerekiyor. Bu kısımdan sonrası hem kitap hakkındaki düşüncelerimden hem de bu eser ile Hayvan Çiftliği ve Gazap Üzümleri ile benzerliklerinden bahsedeceğim için kitapları okumadıysanız sizin için spoiler içerebilir. Eser bir fabl şeklinde yazılmış. Karakterlerimiz filler, karıncalar, hüdhüd kuşları ve diğer hayvanlardır. Ama Yaşar Kemal bu hayvanları kullanarak -özellikle filler ve karıncaları- çok güzel bir insan eleştirisi yapmış. Eserin geneli boyunca filler ve hüdhüd kuşları insanoğlunun ne kadar kötü olduğundan bahsetmektedirler. İnsanoğlu bir alma-satma hastalığına tutulmuşlardır. Artık tek dertleri beşe alıp ona satmaktır. Bir de insanfiller ile insankarıncalar arasındaki alt üst ilişkisinden de bahsedilmektedir. İnsanfillerin tek derdi kendileridir. İnsankarıncalar açlıktan kırılsalar da, insanfillerin elinde fazladan yiyecekte olsa insankarıncalar açlık ve sefalet içinde olmalılar çünkü insanfiller böyle istemektedirler. Bu kısımda yaptığım karakter analizlerinden bahsetmek istiyorum. Sultan: Diktatör. Acımasız. Daha fazlasını isteyen ve bu uğurda fazlasını yapmaktan çekinmeyen bir diktatör. Ulukepez: Sultanın yanında yer aldığını düşünen ama fark edilmeden sömürülen yalaka. Bir milletin dilini unutturarak kendi benliklerini unutmaları yolunda önemli bir adım atılabilir. Ulukepez gerçekten sultanın yanında olsa aynı, sultanın karıncalara kendi benliklerini unutturmak için dillerini unutturması gibi hüdhüd kuşlarını da filce öğrenmeleri yönünde sömürmezdi. Sarı Karıncalar: Rahatları için kendi ırkını satan hayınlar. Hangi canlı kendi ırkının zulme uğramasına izin verir ki! Karıncalar: Olması imkansız hayallerle beyinleri yıkanmış, kendilerini fil olma ihtimalleri için filler ve hüdhüd kuşlarına adamış kullar. Filler sultanı bir yere kadar kaba kuvvet kullanarak karıncaları himayesi altında tutabilirdi. Karıncalar zeki hayvanlardı bu yüzden onları manipüle edecek fikirlere ihtiyacı vardı. Öncelikle karıncalara kendi dillerini unutturarak başlamıştır. Ardından onları eğer filler ve hüdhüdler için çalışırlarsa birgün tekrardan file dönüşebilecekleri hayaliyle kandırmıştır. Bence bu durum Katolik Klisesi’nin Yeni Çağ başlarında para karşılığı cennetten toprak satmasına benziyor. Bu durumda da boş bir umutla kişiler kandırılmaktadırlar. Sultan entüljansta olduğu gibi karıncaların paralarını değil ama emeklerini almaktadır. Onlara sattığı şey ise cennetten toprak değil, ulular ulusu fil olmaktır. Aynı zamanda kitabı okurken Hayvan Çiftliği kitabı ile benzerliği dikkatimi çekti. Bu kitaptaki karakterler ile Hayvan Çiftliği’ndeki bazı karakterler arasındaki paralelliklerden bahsetmek istiyorum. Hayvan Çiftliği’ndeki Napoleon acımasız bir diktatördür. Özgürlük adı altında çiftlik hayvanlarını sömürmektedir aynı Sultan gibi. Squealar, Napoleon’un yalakasıdır. Aynı hüdhüdler gibi diktatörün yanında olan ve halkı kandırmakta görevli olan uşak. Boxer adında ki at her zaman Napoelon’un destekçisidir ve her zaman onun için daha çok çalışmak istemektedir fakat sonu çok değer verdiği diktatörü tarafından getirilmiştir. Bence sarıca karıncalar bir yerde Boxer’a benzemektedirler. Kendi halkına karşı tutumları konusundan taban tabana zıt olsalarda sonlarının değer verdikleri diktatörleri tarafından getirilmesi konusunda birbirlerine benzemektedirler. Seksen dördüncü sayfada Sultan “En güçlü soy kimdir?” sorusuna karıncalar diyerek bence filleri övmektedir. Çünkü karıncalar çok yetenekli hayvanlardır. Kendi ağırlıklarının üç, dört mislini taşımaktadırlar. Sultanın demesine göre bu yetenekli hayvanlar aslında fillerin atasıdır, karıncalar da çok çalışarak tekrardan fillere dönüşebilirler. Yani bu yetenekli hayvanlar sultanın rahatı için çaba gösterirlerse kutsal(!) olan fillere dönüşebileceklerdir. Bu duruma karıncaları ve diğer hayvanları inandırarak karıncaların özelliklerini fillere addetmektedir. Kitabın neredeyse başından sonuna kadar insanoğlunun biriktirme tutkusundan ve oburluklarından bahsedilmiş ve bu durumlar sultan ile ulukepez tarafından eleştirilmiştir. Ama yüz doksan beşinci sayfada da görüyoruz ki bu hastalığa ulukepez, hüdhüdler, filler ve sultan da yakalanmıştır. Karıncalardan neredeyse önlerindeki yüz yıl yetecek kadar yiyecek istemektedirler. Yeni ambarlar yaptırıp onlarında yiyeceklerle doldurulmasını istemektedir sultan. Öte yanda karıncalar yarı tok yarı aç bir şekilde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Karıncaların birkaç denediği başkaldırma maalesef sonuçsuz kaldı. Birlik beraberlik duygusundan yoksun oldukları için o zamanlar kendilerinden bilmem kaç kat büyük olan filleri yenmeyi başaramamışlardır. Sultan da artık kendi benliklerini unutturma kısmını geçmiş sadece kaba kuvvetle onları dizginlemeye çalışmaktadır. Sultan o kadar çok yiyecek istemiştir ki ambardaki yiyecekler yenmeden çürüyüp gitmektedir. Bir tarafta aşırı bolluk diğer tarafta sefalet vardır. Yüz doksan yedinci sayfada da bahsedildiği gibi filler karıncalara bu eziyeti çektirmek yerine karşılıklı alma vermeye dayalı bir ilişkileri olsa beraber mutlu yaşayacaklardı. Ama filler tam tersini seçerek en sonunda kendi elleriyle kendi sonlarını getirmişlerdir. Yüz doksan altıncı sayfa bana Gazap Üzünleri’nden bir kısım hatırlattı. Gazap Üzümleri’nde de zengin toprak sahipleri elinde kalam malları fakir kesime vermek yerine çürütmeye bırakıyor hatta bizzat nehire atmaktadırlar sırf insanlar yararlanamasın diye. Bencilikten birciliğe geçebilirsek ancak eşitliği sağlayabiliriz. Karıncaların yüreklerinden başlayarak her yerden bangır bangır gelen türkü ile kim olduklarını ve bu zalim filleri yenebilecek zekanın kendilerinde buldular. Aynı derin bir uykudan uyanmış gibilerdir. Bu türkünün sarıca karıncalar tarafından duyulmaması detayı da çok hoşuma gitti. Sonun da ise kırmızı sakallı karınca önderliğinde filleri beraber olarak yenebildiler. Malcolm’un da dediği gibi: “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.” Bu uyanık topal karıncaydı ve uyuyan diğer karıncaları uyandırarak fillerin hükümetine karşı koydular. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Siz de eser hakkındaki görüşlerinizden bahsedebilirsiniz. Kitapla kalın. Yaşar Kemal Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Edebiyat
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,7bin okunma
·
4 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.