Evde herkes kendi âleminin burcuna tırmanmış yaşıyordu. Hiçbirimiz birbirimiz hakkında bir şey bilmiyorduk. Büyük ağabeyim evden ayrılmadan önce, radyo yıllarında, bazı akşamlar herkesin kendi âleminin sınırlarını zorladığını hissederdim, aynı noktalara bakıyormuş gibi yaparak.
"Altı lamba gibiydik, altı ayrı yerinden aydınlatan odayı."
Medeniyet icabı iyi geceler denip odalara dağıldıktan sonra, şimdi hiçbirini hatırlamadığım kelimelerle tarif ederdim defterime, kendini aydınlatmaktan aciz altı lambanın yarattığı umutsuz karanlığı.