Bugün insanların birbirinin karşıtı olan iki ayrı eğilimi doğuştan getirdiğine inanıyorum. Bir yanda dostluğu, sevgiyi ve yardımlaşmayı içeren bir eğilim, diğer yanda bencilliğe ve bozup yıkmaya yatkın bir eğilim. Her insanda bu eğilimlerin ikisi de var; ama hangi eğilimin egemen olacağını bireyin doğduğu andan bu yana geçiregeldiği yaşantılar belirliyor. Bir başka deyişle, doğuşta gizil olarak varolan bu eğilimler çevreden gelen uyaranlarla pekiştirilir. DESTEK VE DAYANIŞMA ORTAMINDA YETİŞEN BİR İNSANDA OLUMLU VE YAPICI DUYGULAR, KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME YOLLARINI ENGELLEYEN BİR ORTAMDA BÜYÜYEN BİR İNSANDAYSA BENCİL VE YIKICI EĞİLİMLER ETKİNLİK KAZANIR.
Ancak bu, çevrenin birey için kesin bir yazgı oluşturduğu anlamına gelmez. BUGÜNE DEK, SEVGİNİN VAR OLDUĞU BİR ORTAMDA YETİŞTİĞİ HALDE BENCİL VE BOZUCU EĞİLİMLERİ EGEMEN OLAN BİR İNSANLA KARŞILAŞMADIM. Gerçi zaman zaman uyumlu bir ailenin içerisinde böyle biri bulunur, ama yaşantıları dikkatle incelendiğinde, çeşitli nedenlerle kendisine ayrım yapıldığı ve çevresinin, başından beri kendisine karşı ilk bakışta gözlemlenemeyen farklı bir tutum içinde oldukları anlaşılabilir. Buna karşılık, OLUMSUZ KOŞULLAR İÇİNDE YETİŞTİĞİ HALDE KENDİSİNİ YARATABİLEN İNSANLARIN SAYISI DA AZIMSANAMAZ. Bu insanların ayrıcalığının nereden kaynaklandığını anlamış olduğumu henüz söyleyemem. (Sayfa 176-177)