Hayatta iki türlü ikilem vardır; ilki dış dünya ile ilgili olanlar ki; bunlar birtakım kararlarla ve yol ayrımlarıyla betimlenebilir diğer ikilemler ise ruhumuzda gerçekleşen iyi ve kötünün, pişmanlığın ve huzurun kıyasıya uçlara çekildiği ikilemlerdir. Eserde en çok insanların ruhsal çekişmelerinin gelip dayandığı son noktaları gözlemleyebiliyoruz. Kendimize yüklediğimiz suçların hayat boyu bizi takip eden bir karabasan, bir lanet olması mümkün mü?
Bağlarımızı koparıp attığımızda kendimizle var olabiliyor muyuz? Aslında bizi biz yapan diğerleri ile olan ilişkilerimiz mi? Onlardan vazgeçtiğimizde yalın gerçeğimizle yüzleşebiliyor muyuz?
Elimizin altındaki, olanaklar ya da sağlam dostluklar çekilip gittiğinde kendi zorbalıklarımızı mı anımsıyoruz? Bu olanaklara yeterince değer vermediğimizi hissedip onları değersizleştirmemizin nedenlerini mi aramaya başlıyoruz?
Deniz Deniz' den aldığım lezzeti, İkilem'den aldığımı söyleyemiycem... İlişkiler ağı, artık pes dedirtecek kadar şaşırtıcı olmakla beraber, diyaloglar üzerine düşünülmemiş, biraz aceleye getirilmiş gibiydi. Sanırım son zamanlarda okuduğum ve izlediğim her şeyde felsefi bir alt metin arıyorum, bunu bulamayınca da mızıkçılık ediyor olabilirim :)
Heidegger üzerine çalışmalar yapan bir fikir adamının masasının başına her geçişinde Hölderlin'in dizelerine sığınması, eserin en beğendiğim yanıydı...
Hikayeye gelince, aslında çok sıradan ama gizemde dinlendirilip kıvamını alması beklenen her öykü gibi okuru arkasından koşturmayı başarıyor...
Ve tabii Jackson... İstisnasız, romandaki bütün karakterlerin ilgisini çeken, onda adını koyamadıkları bir şeyin varlığını hissettikleri... Çalışkan, hünerli, gizemli, her sözüne itimat edilen, insanların ruhunu gören Jackson...
Çoğunlukla kendilerinin farkında değillerdir, etrafındaki insanlar için bir dayanak, bir kaynak, güvenli bir sığınak olduklarını bilmezler... Neden bu kadar önemli olduklarını da kavrayamazlar... Ama varoldukları her yerde bir ferahlık, konuştukları her sözde bir başkalık vardır... Bu dünyaya ait olmadıkları o kadar bellidir ki, onların nasıl nefes alıp verdiğini düşünmeye başlarsınız...
Hani biri vardır; kendinizle konuşsanız o kadar açık sözlü olamazsınız, sabredemezsiniz kendinize, hoşgöremezsiniz kendinizi onun kadar... Gerçek mi, düş mü ayırt edemezsiniz... Onunla güldüğünüz gibi kimseyle gülemezsiniz... Biri vardır, birlikteyken zamanın hesaptan düştüğü, bulunduğunuz mekanın anlamını yitirdiği... Hayatı ölümüne güzelleştiren...
Jackson'lar... Çoğul ekini alamayacak kadar azdır.
Eserin başından sonuna kadar sürekli dinlediğim bir eserle veda etmek istiyorum :)
youtu.be/_BYk_9C0xEA
Keyifle okuyun...
* Theodore Roethke