DİPÇE:
Fowles'in ilk eseri Koleksiyoncu, psikolojik gerilim yaratan bir konu etrafında şekillenir.
Öncelikle olay ve karakter bağlamında okuma yapmaya odaklı bu eser giderek derinlik kazanır ve farklı analiz imkanlarına kavuşur.
Romanda mevcut iki karakter vardır.Olay her iki karakterin bakış açısından sunulduğu için konunun gelenekselliğinden kurtulan eser alternatif biçimiyle modern bir zemine oturur.
İlk anlatıcı Frederick Clegg'dir. Clegg belediye çalışanı olduğu günlerde uzaktan gördüğü Miranda'yı göz hapsine alır, onun yolunu gözler, ailesi hakkında bilgiler toplar ama ona ilgi duyduğundan bahsedemez, kendini açamayacak kadar antisosyal bir kişiliğe sahiptir, ta ki piyangodan para çıkıncaya dek.
Yüklü miktarda para sahibi olunca kırsal bir yerden ev satın alır. Evde sapkın dünyasına göre düzenlemeler yaptıktan sonra Miranda'yı kaçırır. Bu andan itibaren gerilimin kaynağı kurgu olmaktan çıkar çünkü sona dair birkaç yakın fikir yürütebilir okur, dolayısıyla okumanın yönü psikolojik analize doğru yoğunlaşır.
Özünde kimdir Frederick?
Ailesini küçük yaşta kaybeden, sorunlu bir çocukluktan silik bir genç olarak çıkan, eğitimsiz bir işçidir. Tek hobisi ya da takıntısı kelebek koleksiyonculuğudur.
Miranda'ya, kendini Ferdinand olarak tanıtır.(Shakespeare'nin Fırtınasında Miranda, Ferdinand sayesinde aşkı ve mutluluğu tadan bir kadındır oysa Miranda, yine aynı oyundaki cadı ruhlu zavallı kötü Caliban olarak seslenecektir ona.)
Miranda ise orta sınıftan , eğitimli, sanat okulu öğrencisi güzel bir kızdır. Ferdinand'ın ait olmak istediği sınıfa ve sahip olmak istediği bir güzelliğe sahiptir. Ferdinand'ın acizliklerinin üstünü çizen tutsaktır.
Ferdinand'ın zihninde ona sahip olmak, hakkı olan aileye kavuşmanın hastalıklı bir imgesidir.
Miranda, kaybettiği annesinin yansımasıdır bir anlamda.
Bu nedenle tutsak ettiği kadına cinsel şiddet uygulamaz. Bunu yapmadığı için de kendisiyle gurur duyar.
Kendi açısından bakınca güzel ve nadir bulduğu Miranda uğruna, bütün parasını harcayabilecek ve ona zarar vermeyecek ( zarardan kastı sadece cinselliktir) biri olduğu için ediminin masumiyetine inancı büyüktür.
Roman tezatlıklar üzerine kuruludur.
Alt ve orta sınıf sanat zevki, yaşam zevki gibi veya cinsiyet farkı.
Yine de gözardı edilmemesi gereken şudur:
Cinsiyet ve sınıf farkını düşünmeksizin hem Ferdinand hem de Miranda, toplumun ve yaşantılarının dayattığı kurbanlardır.
Cinsiyetçi bir yaklaşımla kadının mağduriyetine elbette odaklanmak kabildir ki bu kabul gören taraftır.
Fakat Ferdinand'ın travmatik vakasını da incelememizi ister yazar. Ya da Ferdinand'ın eylemlerinde katledilen estetik zevkin , sanatın acı çığlığını da duymamızı.
Hülasa nevrotik bir erkeğin ölü nesnelere olan takıntılı öyküsüdür bu eser.
Sadece koleksiyon değil, fotoğraf çekme eyleminde de ölü olan nesneye takıntısı güçlenir Ferdinand'ın.Ölü varlık belki de onun güven algısını desteklemektedir. Canlı olan karşısında ezilen küçülen Ferdinand, iktidar duygusunu cansız nesneler üzerinde tatmin edebilir ancak.
Diğer yandan kelebekleri canlıyken değil ölüyken sevme ve bu şekilde biriktirme eylemi, maddiyatçı topluma bir göndermedir. Koleksiyonerlik yani biriktirme eylemi, sahip olma dürtüsünün sonucudur ve en başta vurgulanan emeksiz para sahibi olmanın, sonradan görme sınıfın handikaplarını göstermeyi amaçlar. Keza Ferdinand'ı Miranda'ya yaklaştıran da bu erkte yatar.Paranın getirdiği güç yazarın sorguya açtığı hususlardan biridir.
Miranda'nın günlüklerinde ortaya çıkan zıtlıklardan biri de yaşama sevincidir.Ölü ve pasif varlığa tutku karşısında, canlı olmaya, yaşamaya duyulan tutku belirleyici bir farktır.
Yine de burada dikkat çeken şey Miranda'nın Ferdinand'ın tutsağı olmayı reddeden kadın kimliğini, farklı biçimde, babası yaşındaki G.P. karşısında teslimiyetçi bir duygu içinde görürüz. Bu da yine sınıf farkını ortadan kaldıran ve kadının zayıflığını ortaya koyan bir unsur olarak ele alınabilir.
Romanın sonuna geldiğimizde, kelebek toplayıcısı Ferdinand'ın genç ve güzel kadın toplayıcısına dönüştüğünü görerek, ancak ölüm formundaki bir güzellikten haz duyan hastalıklı bir zihniyetin ürpertisiyle kalırız.