Türkiye’deki kavram karmaşalarının bir başka abuk örneği olan kafatasçı. Türkçülük çizgisini severim, Türk kültürünü de benzer şekilde. Türkler tarihin gördüğü önemli milletlerden biridir bence ama Nihal Atsız kafasına ulaşacak kadar da yüceltmek bana akla yatkın gelmiyor. Adamın düşünceleri öylesine uç ki, az biraz ilerleyip köşeyi dönsen karşına Hitler çıkar. Atsız'ın kafatasçı Türklük anlayışının peşine takılırsanız, dünya üzerindeki Türk sayısı Asya steplerinde yaşayan bir avuç Türk'ten öteye geçmez. Atsız ekolünü gülünç buluyorum. Akla yatkın Türklük anlayışı, Yusuf Akçura/Ziya Gökalp ekolüdür. Bilemiyorum belki daha derinlemesine bakıp anlamaya çalışmak lazım ama benim yakın olduğum ekol Ziya Gökalp ve Namık Kemal çizgisi. Çok uçlara değmeden ama omurgalı bir duruş sergileyerek yaşamak.
Atsız çok iyi bir tarihçi ama duygusal refleksleri yüzünden iniş çıkışları çok keskin. Cumhuriyetin ilk dönemleri hakkındaki o korkunç hakarete varan eleştirilerini ve Atatürk hakkındaki tutarsızlığını dikkate aldığımda, kendisine karşı yakın bir duruşum söz konusu değil. Özellikle Rıza Nur'la tanışınca, kişilere, olaylara ve ideolojilere karşı bakışında korkunç bir değişim yaşanıyor.
Z Vitamini romanında Atsız, modern tıbbı, ilaç endüstrisini ve bilimsel otoriteleri eleştiriyor. Bu bölüm, ilk bakışta “komplo teorisi” gibi görünse de, aslında dönemin bilimsel gelişmelerine karşı bir şüphecilik içeriyor. Z Vitamini, uydurma bir molekül; ama Atsız bunu kullanarak “bilim dalkavukluğu”na saldırıyor. Yani her söylenene inanan, sorgulamayan, akademik otoriteyi tanrılaştıran bir zihniyeti hedef alıyor. Ancak alt metin burada da boş değil. Atsız, Z Vitamini’ni sadece bilimsel bir alegori olarak değil, aynı zamanda İsmet İnönü döneminin “zayıf liderlik” algısına bir taşlama olarak