Yabancıların En Yakınıydın Sen Bana...
10/10
·121 syf.··
2022 43. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2022 23:47
Nilgün Marmara... Küçüklüğümden beri ne zaman ismini duysam, görsem bir ürperti hissederim tüm vücudumda. Hep uzaktan sevdim seni. Bir dergi kapağında boy boy fotoğraflarını görsem kaçardım. Bir yazını görsem hemen atlardım. Kendime hiç itiraf edemedim yalnızlığımı. Sanki bunu sen bana itiraf edecektin, korkardım. Çünkü senin bana göstereceğin yalnızlığın insanlarla bir ilgisi yoktu. Kendimizle ilgili olan bir yalnızlıktı bu. Ait olamamakla ilgili bir yalnızlık. Kendimi bildim bileli yazarım her yere. Kitap köşelerine, defterlere, küçük not defterlerime, günlüğüme... Yazmak güzel bir şey derler hep. İçimizi dökermişiz. Senin doktorun sana yazmayı bırakmanı söylemişti değil mi Nilgün Hanım? Sen yine de bırakamamıştın. Çünkü sen yazdığın müddetçe nefes alıyordun. Yazmayı bıraktığında ise nefes almaya artık ihtiyacın yoktu. Sen çok güzeldin ve kuş koymalarına gerek yoktu yoluna. Sen sonsuzluğa kanat çırpan kuş olmalıydın... Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi adlı tez çalışmasında Plath ile nasıl bir bağ kurduğunu görüyoruz. Peki ya benim gibi birçok insanın seninle nasıl bir bağ kurduğunu biliyor musun Nilgün Hanım? Bizler de bu çarkın birer dişlisiyiz. Ece Ayhan senin için "dünyaya yaralı" der. Bende dünyaya yaralıyım. Seni okudukça kendi günlüğümü okur gibi oluyorum. İçimde konuşuyorsun sanki. İç sesim senin sesindi. Sayfaları çeviren el benim değil senin ellerindi. "Bir de körler var kuşkusuz, kuşkusuz. Hep karanlıkta düşünürler." Elimizden alınan buydu bizlerin -sız, -siz ekleri... Yaşamsız, dünyasız, sevgisiz, umutsuz, güzelliksiz ve hayatsız... Yaşamı hissedemeden yaşamaya çalıştık hep. Körlerin karanlıkta düşünmesi, dilsizlerin en acıklı şarkılarını söyleyememesi gibi... Nasıl da biliyordun ölümsüzlüğü, ölümün sözcükleri yaşattığını söylerken. Sen sıradan bir insan değildin. Madem bu hayata ait olamamıştın. Hayat sana ait olmalıydı. Doğayı yok edemediğin için kendini yok ettin. Şimdi şu iki adımlık yerkürenin bütün bahçelerinde senin adımların var. Doğanın, rüzgarın, yağmurun hiçbir şeyin gücü adımlarının izlerini silmeye yetmez. Eşinle ne kadar da yabancıydınız birbirinize. O hayatın yine de üzülmeye değer olduğunu söylerken, sen hayatın neresinden dönersek kârdır dedin. Yine de yabancıların en yakını dersin eşin için. Anlattığın yalnızlık buydu aslında. Belki de sen bile yabancıydın kendine. Ve en yakını eşindi kim bilir... Sürekli bir şeylerden kaçtığını, hiçbir yere sığamadığını çığlıklarının sessiz kaldığını haykırdın. Aynı çatı altında bile hiçbir zaman duyulmazdın. Çünkü bilirdin ki kafatası kemikleri o sesleri yumuşatır ve engellerdi. İntihar mektubunda eşini ne kadar çok sevdiğini söylesende aşka sen de benim gibi inanmazdın. Yeryüzündeki aşk olasılığının karıncaların karşılaşmaları ve 10 saniye birbirlerine dokunması kadar olduğunu söylerdin. Kendimi bildim bileli etrafımdaki insanlardan bu zamana ait olmadığımı, biraz büyüdüğümde ise bu hayata ait olmadığımı duymaya başladım. Gerçekten de Nilgün Hanım biz niye kendi zamanlarımızı yaşamıyoruz, niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz? Bu görünmez salıncakta daha ne kadar sallanacağız? Ve biliyor musun Nilgün Hanım, kuşlara iyi bakın dediğin için seni her okuduğumda evimin çatısına çıkıyorum. Öyle bildiğimiz teras falan değil, kırmızı kiremitleri olanlardan. Rüzgarın, yüksekliğin ürpertisi satırlarının yanına bile yanaşamıyor. Kitabı tam bitirdiğimde @katranmavisii adlı okurdan -ki görüyorum kendisi senin ruhunu taşıyor Nilgün Hanım- bir alıntı gördüm: "Ama ne demiş adamın biri: İntihar, umutsuzluk ile cesaretin kesiştiği yerde gerçekleşir!" Bu dünyaya yaralı olanlar vagonuna ben de bir gün geleceğim Nilgün Hanım, lakin senin de intiharından 3 ay önce İstanbul'a dönüp gerçekleştirmek istediğin binlerce düşün olduğu gibi benim de İstanbul'da gerçekleştirmek istediğim birkaç hayalim var -sahi ya o da yıllar sonrasına kaldı-. Yoksa ne bu dünyaya umutlu ne de cesaretsizim. "biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye veda edeceğim..."
Edebiyat
Kırmızı Kahverengi DefterNilgün Marmara · Telos Yayıncılık · 20001,851 okunma
··
1 +1'leme
·
2.027 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ben de Nilgün Marmara ile hayata fazla kırgın olduğum olduğum bir dönemde tanıştım.. Herkes daha ona ait olmayan satırdan Kuş Koysunlar Yoluna derken "Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben." demeyi tercih ettim. İncelemenizin başındaki kaçış anlarının hepsini ben de yaşadım. Tek olmadığıma sevindim. Sonra araya zaman girdi ben değiştim. Duruldum, dinginleştim kendimi iyileştirdim bir nebze ama kukla yapılmış paniğim' gitmedi. Bu yılın başında ona ait ne varsa okuyacağıma söz verdim kendime ve de tuttum sözümü. Fakat hesaplamayı unuttuğum şey yavaş yavaş ona dönüşmem oldu. :') Marmara'laşmaya başladım hatta içimde yaşatmaya başladım onu kendimce. Bu bana çok yansıdı eğer dışarıdan da yansıyorsa buna çok sevindim öncelikle ve çok teşekkür ediyorum. Çok konuştum... İnceleme yorumuma gelecek olursam: Okuduğum en dürüst ve yalın Marmara incelemelerinden biri olmuş emeğinize sağlık. Tek eleştirim bu kitap bir derleme olduğu için Nilgün'ün hayatını eksik hatta yanlış lanse ediyor. Everest yayınları bu konuda açıklama yapıyor. En basitinden eşi Kağan ile arası hep iyi; sadece bu soğukluk ve uzaklaşma Nilgün'ün toplumdan, her şeyden uzaklaşması ve barınamaması yüzünden.... Hatta kendi el yazısı intihar mektubunu da bırakmak isterim buraya (Defterler) resimyukle.io/r/TH31XvaSjx Onun tüm derdi ırmağın akışına müdahale etmek oldu. Etti de. Ayrıldı aramızdan ama asla silinmeyecek bu dünyadan. İyi ki bizimlesin Marmara. Irmağın akışına müdahaleyi seninle asla kesmeyeceğiz.
Berat Aras
Gönderi Sahibi
Çok konuştum demişsiniz. Bunu yazdığınız yere gelinceye kadar ne kadar çok yazı yazdığınızın farkına bile varmamıştım. Cümleleriniz, düşünceleriniz, hissettikleriniz nasıl da akıp gitti. Hem yabancıların arasında yakın hissettiğim hem de bu güzel inceleme yorumunuz ve hissettiklerinizi bana aktardığınız için ben sizlere çok teşekkür ederim...