Ulusun Kurtarıcı Babasının dediği gibi: “Tarihini bilmeyen bir milletin geleceği olmaz.” Bu sözün ağırlığı, Türk milleti için hâlâ güncelliğini koruyor. Tarihimizi bilmek ve geçmişten ders çıkarmak, ulus olarak en temel görevlerimizden biridir. Ancak tarih, tek taraflı bir anlatı değildir. Okullarda okutulan, çoğu kez sansürlenmiş ve pohpohlanmış olayların ötesine bakmak gerekir. Bu noktada, dışarıdan yazılmış tarih eserleri önemli bir pencere açar. Elbette yabancı tarihçilerin metinleri de tamamen güvenilir değildir; içinde namusluca kaleme alınmış olanlar da vardır, açık önyargılarla yazılmış olanlar da. Ama yine de Türk tarihini anlamak isteyen birinin yalnızca kendi kaynaklarımızla yetinmesi eksik kalır. Doğru yaklaşım, hem yerli hem de yabancı eserleri, eleştirel bir süzgeçle birlikte okumaktır. Böylece, sansürün gölgesinden kurtulup daha bütünlüklü bir tarih bilincine ulaşabiliriz.
Jean-Paul Roux’nun bu eseri, Batılı bir tarihçinin gözüyle yazılmış kapsamlı bir “Türk panoraması”dır. Hunlardan Osmanlılara kadar iki bin yıllık bir tarihi, kronolojik düzen içinde, zengin kaynak ve detaylarla anlatır. Kitap, Türk tarihini küçümseyen Batı klişelerini yer yer kırsa da, bazı bölümlerde Oryantalist bakışın izleri hissedilir.
Roux’nun çalışması, özellikle Batı literatüründe Türk tarihine dair mevcut eksikleri kapatmasıyla önemlidir. Çin, Bizans, Arap ve Ermeni kaynakları üzerinden yaptığı derlemeler, Türk tarihini yalnızca askeri başarılarla değil, din, kültür ve sanat alanındaki varlığıyla da ortaya koyar. Türklerin göçebe bozkır kültürünü, at yetiştiriciliği, yurt mimarisi, töre düzeni gibi somut örneklerle aktarır.
Roux, Türkleri bir “göçebe imparatorluklar zinciri” olarak görür. Ona göre Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlıya kadar devam eden şey bir “bozkır imparatorluk modeli”dir. Türk tarihinin motor gücü, hareket kabiliyeti ve atlı yaşamdır. Ancak bu bakış açısı, Türkleri sürekli “hareket eden ama kalıcı kültür üretmeyen” bir topluluk gibi göstermeye meyillidir. Oysa arkeolojik bulgular, yazılı anıtlar ve yerleşik unsurlar Türklerin aynı zamanda üretici bir medeniyet kurduğunu kanıtlıyor.
Türklerin Batı’daki imajını tek boyutlulukten çıkarma çabası. Hunlar, Göktürkler ve Selçuklular gibi dönüm noktalarına dair detaylı tasvirler. Kültür tarihi (din, sanat, mitoloji) boyutuna geniş yer vermesi kitabın güçlü yanları. Fakat, Roux yer yer Avrupalı merkezci kalıplara düşer. Türk kimliğini tanımlarken Gibbons’un artık geçerliliğini yitirmiş tezlerini tekrarlar. Türklerin göçebe savaşçılardan “karma bir topluluk” olarak doğduğunu ima eder; bu yaklaşım hem indirgemeci hem de bilimsel açıdan sorunludur. Dahası, Türklerin devlet ve medeniyet kurma yeteneğini şaşkınlıkla karşılar; Türklerin başarılarını “barbar akınları” ya da “tesadüfi üstünlükler” diye açıklaması, eserindeki en büyük handikaptır. Bu üslup, sadece tarihî gerçekleri çarpıtmakla kalmaz, aynı zamanda satır aralarına yerleştirilmiş bir propaganda dilini de açığa çıkarır. Oysa “barbar” kelimesinin Roma’da “Latince bilmeyen” anlamına geldiğini dahi hatırlamayan bir tarihçinin, Türkleri küçümsemesi fazlasıyla ironiktir. Hele ki Fransa halkının kökeni Germen kabilelerine dayanırken… Eğer “üstün yerleşik bir ırk” olsalardı, Attila’nın korkusu karşısında Franklar, Vizigotlar ve Vandallar Batı Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya, İspanya’ya hatta Britanya’ya kaçmak zorunda kalmazlardı. Neyse, eser zaman zaman gereksiz betimlemelerle uzar; bilimsel derinliği zayıflatan edebi bir üslup göze çarpar. Türklerin kökeni, dil ve etnogenez meselelerinde Osman Karatay gibi Türk araştırmacıların ulaştığı ayrıntılı sonuçlardan uzaktır.
Bu kitap, Batı’da yazılmış Türk tarihi külliyatı içinde nispeten olumlu bir örnektir. Ama Türk tarihini Batılı birinin filtresinden okumak, ister istemez beraberinde küçümseme ve “öteki”leştirme taşır. Roux, Türklerin dinamizmini överken bile “kalıcılık üretememekle” itham eder. Oysa Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig, Divanü Lugati’t-Türk gibi eserler, Türklerin yalnızca göçebe değil; yüksek siyasi ve kültürel bir medeniyetin temsilcisi olduğunu gösterir. Sonuç olarak Türklerin Tarihi, Türk tarihine giriş yapmak isteyenler için kıymetli bir kaynak; ama tek başına başvuru eseri olamaz. Türkçü bir bakış açısıyla okunduğunda, eserin kıymetli malzemesi alınmalı, oryantalist tortusu ise eleştirel süzgeçten geçirilmelidir.
#87762860