·416 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Kasım 2022 01:19 Ermeni edebiyatının önemli temsilcisi Zaven Biberyan, varlık vergisinden dolayı büyük acılar yaşayan kendi ailesinin hikayesinden hareketle yazmış “Babam Aşkale’ye Gitmedi”yi. Etkileyici kalemi ile eseri sıradan bir öz yaşam öyküsünden, başarılı bir toplumsal romana dönüştürmeyi başarmış.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nafia askerliği yapan Baret’in 3.5 yıl sonra evine dönmesi ile başlıyor hikaye. Varlıklı bir ailenin okumuş oğlu olan Baret, yokluk ve eziyet içinde geçen askerliğinin -adı askerlik, aslında Ermenilere silah vermeme amacıyla uydurulmuş taş işçiliği- iç dünyasında yarattığı sarsıntıyı ailesinin sıcak sevgisi ile atlatma ümidindeyken, dağılmak üzere olan bir aile bulur karşısında. O çocukluğundaki varlıklı, saygıdeğer, sevgi dolu aile gitmiş, yerine yoksulluk ve pislik içinde, birbirinden nefret eden, öfke dolu bir aile gelmiştir. Baret askerdeyken çıkan Varlık vergisi kanuna riayet eden baba Diran, bir çok Ermeni arkadaşı gibi mallarını saklamak ve Aşkale’ye gitmek yerine kuzu kuzu ödemiştir vergiyi. Para gidince aşk da, sevgi de bitmiştir. Attan inip eşeğe binmiş olma psikolojisi anne Arus ile kızkardeşi Hilda’nın canavarlaşmasına yol açarken babası boş vermişliğe saplanmış, hayattan ümidini kesmiştir.
4 alt bölümde paylaşır Baret’in hikayesini Biberyan. Ailenin başına gelen felaketleri takiben Baret’in huzuru Büyükada’daki amcasında aramasını, çalışmaya çabalamasını ve yıllar sonra evine geri dönüşünü ayrı bölümlerde anlatır. Görünürde Baret’in yaşadığı olayları aktarıyordur bize, ancak büyük bir profesyonellikle, farkettirmeden okuyucusunu kahramanının iç dünyasına sokar. Biz de Baret ile birlikte düşünüp onun gibi hissetmeye başlarız; ona kızarız, eleştiririz, aptallığına burun kıvırırız, acırız, üzülürüz, saçmalıklarına sinirleniriz ve onun bir parçası oluruz sonunda…
Zira Baret’te okuyucuyu çeken bir tılsım yakalar Biberyan. Bir kahraman değildir, tersine arızalı bir tiptir Baret -gerçek hayatta da aksiliği ve ulaşılmazlığı ile tanınan yazarımız gibidir-. Ona üzülürken bir yandan da doğru yapıp yapmadığımızı sorgularız; zira Baret kendini ve ailesini ezenlere tepki gösterirken, fırsatını bulduğunda kendisi de gencecik sahipsiz bir kızı ezmekten çekinmez. Geçmişi korumak ister ama çalışmaktan hoşlanmaz. Hayatının iplerinin başkalarının eline geçmesinden rahatsız olmuş, ancak çabalamaya enerjisi kalmamıştır. Kahramanlarının bozulmuş psikolojisini güzel aktarır Biberyan. Anne, kız kardeş, amca da dahil hepsinin dertleri ayrı ama ataletleri aynıdır; isyan etmeyi, çabalamayı, küllerinden doğmayı başaramazlar.
Bir nokta daha var bence romanı çekici kılan. Her ne kadar hikaye Varlık vergisi ile başlasa da, romanını salt bu vergiye ve yaşanan haksızlıklara kurban etmez Biberyan. Onun derdi olaylarla değil, insanların iç dünyalarıyladır; değişen toplumu, çürüyen ve yiten değerleri, insanın insana zulmünü yalın ve etkileyici dili ile aktarmak ister o. Eskinin soylu değerlerinin yerini köşe dönmeciliğin seviyesiz yaklaşımı alırken yeninin nefret uyandıran aktörleri de Ermeni toplumunun içindendir. Onun eleştirisi ırk kökenli değil evrenseldir, fırsatını bulduğunda kendinden daha aşağı gördüklerini ezmeyi kendinde hak gören insanoğlunadır.
Ayna tutar Biberyan bize. Kimbilir, dayı Suren kadar iki yüzlü ve görgüsüz olmamamız belki de iyiliğimizden değil, henüz köşe dönme şansı bulmamamızdandır.