Ermeni edebiyatının önemli temsilcisi Zaven Biberyan, varlık vergisinden dolayı büyük acılar yaşayan kendi ailesinin hikayesinden hareketle yazmış “Babam Aşkale’ye Gitmedi”yi. Etkileyici kalemi ile eseri sıradan bir öz yaşam öyküsünden, başarılı bir toplumsal romana dönüştürmeyi başarmış.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nafia askerliği yapan Baret’in 3.5 yıl sonra evine dönmesi ile başlıyor hikaye. Varlıklı bir ailenin okumuş oğlu olan Baret, yokluk ve eziyet içinde geçen askerliğinin -adı askerlik, aslında Ermenilere silah vermeme amacıyla uydurulmuş taş işçiliği- iç dünyasında yarattığı sarsıntıyı ailesinin sıcak sevgisi ile atlatma ümidindeyken, dağılmak üzere olan bir aile bulur karşısında. O çocukluğundaki varlıklı, saygıdeğer, sevgi dolu aile gitmiş, yerine yoksulluk ve pislik içinde, birbirinden nefret eden, öfke dolu bir aile gelmiştir. Baret askerdeyken çıkan Varlık vergisi kanuna riayet eden baba Diran, bir çok Ermeni arkadaşı gibi mallarını saklamak ve Aşkale’ye gitmek yerine kuzu kuzu ödemiştir vergiyi. Para gidince aşk da, sevgi de bitmiştir. Attan inip eşeğe binmiş olma psikolojisi anne Arus ile kızkardeşi Hilda’nın canavarlaşmasına yol açarken babası boş vermişliğe saplanmış, hayattan ümidini kesmiştir.
4 alt bölümde paylaşır Baret’in hikayesini Biberyan. Ailenin başına gelen felaketleri takiben Baret’in huzuru Büyükada’daki amcasında aramasını, çalışmaya çabalamasını ve yıllar sonra evine geri dönüşünü ayrı bölümlerde anlatır. Görünürde Baret’in yaşadığı olayları aktarıyordur bize, ancak büyük bir profesyonellikle, farkettirmeden okuyucusunu kahramanının iç dünyasına sokar. Biz de Baret ile birlikte düşünüp onun gibi hissetmeye başlarız; ona kızarız, eleştiririz, aptallığına burun kıvırırız, acırız, üzülürüz, saçmalıklarına sinirleniriz ve onun bir