İlk Aşk ile tanıyıp diline ve kurgusuna hayran kaldığım Ivan Turgenyev’in okuduğum ikinci ve en meşhur eseri. Kendisinden biraz bahsetmek gerekirse, “Avrupalı bir bakışa sahip tek Rus yazar” olarak tanımlanan ve çevresinden de Batı yanlısı görüşlerinden ötürü tepki alan biri Turgenyev.
Babalar ve Oğullar’a dönüp baktığımızda da gelenekçi, milliyetçi, aristokrat bir eski kuşak ile nihilist, Batı yanlısı, materyalist bir yeni kuşak ayrımını gözlemlemek mümkün. Kuşaklararası bu çatışma, esasında günümüzde, kendi ülkemizde, epey aşina olduğumuz bir olgu. Bundan dolayı, metinde geçen baba-oğul veya anne-oğul diyaloglarını okurken sık sık şu sorular canlandı zihnimde: “Bizim çatışmalarımız nasıl? İçerik benzeşiyor mu? Söylemler farklılaşıyor mu?” Ne yalan söyleyeyim, Ruslar bi’ naif göründü gözüme... (Aslında öyle değiller gibi ama bilemedim). Bizdeki şu sokak röportajlarını bilirsiniz, insanı çileden çıkartan cinste olanları... Sanki bizim ayrımımız çok daha keskin gibi geldi şimdilerde.
Aslında bir an vardı ki, belki basit ve kısa; ama sahiden işledi içime. Spoiler olmayacağını düşünerek ve gerçekten unutmamak adına buraya aktarmak istiyorum. Bazarov evden ayrıldığında babası arkasından büyük bir hüzünle bakıyor ve şöyle bir şey söylüyor “Bıraktı bizi, sıkıldı gitti, bıraktı”. Şimdi bu cümleden Gibi’nin “Sınıfsal Veda” bölümüne gitti zihnim. Kendi kendime “Ne alaka?” diyorum ama yine de ifade etmeye çalışayım; bu bahsettiğim an sanki “Kuşaklararası Veda” gibi geldi bana. Ayrışmaya ve bireyleşmeye denk geliyor belki de bu nokta. Böyle dramatik olması elbette şart değil ama insanın kendini bulabilmesi için bazen veda etmesi gerekir sanki eskiye gibi. Öyle bir yerden anlamlandırdım.
Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Bazarov bana Oscar Wilde’ın narsist karakterlerini anımsattı. Hadi Wilde’ınkiler haz, güzellik, estetik ve tabii mizah peşindeler ve belki de bu yüzden bende öfkeden çok merak ve hayranlık uyandırıyorlar. Peki ya Bazarov? Babasına olan tavrı… Öfkelendirdi beni yer yer. Ama sahiden özgün ve ilgi çekici biriydi; bu noktada Turgenvey’e bir defa daha büyük saygı duymak gerek.