Herkese merhaba. Bu ay #heraybirşiirbirromanokuyoruz grubumuz ile birlikte Babasız Evler'i okuduk. Çok etkileyici ve hüzünlü bir eser oldu bizim için. İyi ki birlikte okuduk ve üzerine sohbetler ettik. Bir sonraki ay bir başka eserde tekrar görüşmek dileğiyle. Hepinize teşekkür ederim.
Okuyan1fenogretmeniBurcuHilal İnalSmkBeyza ŞahinfilizleninKitapperverbiri @Okuyan_ilknur61
Fatma KazankayaSena KaracaGülşah Ongunhergune1kitap
Yazar, Babasız Evler romanını kendi babasını kaybetmesinden dolayı değil savaşın bitiminden sonra babalarını yitirmiş çocukları gördükten sonra yazmış.
İki bambaşka statüye sahip aile birbirinden ne kadar farklı olsalar da savaşın yıkımının getirdiği acı sonuçlar aynı kahpe kaderde birleştirmiştir onları.
Babasız çocukların yaşadığı duygusal ve fiziksel çöküşlerini etkileyici ve sahici bir üslup ile bize aktarmış yazar.
İki kadın, ikisi de savaşta kocasını kaybetmiştir. Çocuklarına bakmak, hayatlarını idame ettirebilmek için farklı seçimlerde bulunacaklar. Çocukların hayatlarını birde anneleri farklı yönde etkileyecektir.
Albert, tek aklı başında, duyarlı, merhametli kişidir ve bu savaşın getirdiği yıkım da onun payına düşen sevdiği insanları koruma içgüdüsünü taşımasıdır.
Temelde anlatılmak istenen yaşanan onca zulmü ve ahlaksızlık kavramını kadınlar ve çocukların düzeyinde hiçte adil olmadığını, en çok da onların hayatlarını alt üst ederek nasıl bir yıkım ile baş etmek zorunda kaldıklarını bizlere göstermeyi amaçlar.
Beğendiğim kitaplardan oldu. Sadece keşke sonu devam edebilecek gibi bitmeseydi, demek zorunda kaldık. Onu da söylemeden geçmeyeyim.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
#kitapalıntıları :
gene sessizlikte beliren kelimeler, belleğine düşüverirdi. Onu huzursuz kılan kelimelerdi bunlar.
Aslında yaptıkları, yapmak istediklerinden çok farklıydı.
Bütün babalar dertliydiler, daha yaşlıydılar ve onların mutsuzluğu, kendi babasınınkinden farklı bir mutsuzluktu...
Siz ki yalnızca yıkmayı bilir, yapmaktan hiçbir şey anlamazsınız, bundan daha iyisi gelmiyor mu aklınıza?
Gülen baba, gülen oğul; bunların hepsi iyi ve güzeldi. Ama Nella, yalnızca bir yalanı gerçekmiş gibi yaşamak uğruna gülen anne rolünü oynayamazdı ki!
O dünyada yaşayamayacağından korkuyordu; buz tabakasının altı, üstünden çok daha kalabalıktı. Onu üzen işte buydu ya!