Kitap acı diyor, ölüm diyor, nazi kampı diyor, krematoryom diyor, anlamsızlık diyor, umutsuzluk bile diyor ve hepsini Friedrich Nietzsche nin nefret ettiği umuda bağlıyor yazar. Ailesini bir gaz odasında kaybetmiş, yaşama şansı çok düşük bir toplama kampı mahkûmunun iyimserliğiyle yazıyor Viktor E. Frankl ve bunu başarıyor da. Acı olmadan bir hayatın ne kadar anlamsız olabileceğini ve anormallikler içerisinde normal olmanın zaten anormal olduğunu, auschwitz de tüm insani duyguların önüne geçen yaşam savaşıyla insanı duygusuzlaştırdığını ve ölümlerin bile son derece normalleştiğini şartların gezegenimizde çok yakın bir tarihte yaşandığını anlatıyor.
İnsanı yaşama bağlayan ve yarattığı etkinin ruhtan öte vücutta da ne kadar büyük bir etki olduğu üzerine durduğu kavram umut. Logoterapiyi de zaten en büyük umutsuzluk olan yaşam anlamının yitirilmesi üzerine inşa ediyor. Logoterapinin hangi durumlarda kullanılması gerektiği ve gerek duyulmayan durumları da belirtiyor, nasıl uygulanması gerektiği üzerinde de yeterli olmasa bile duruyor. Üstelik bu kuramın Sigmund Freud ve Alfred Adler gibi psikolojinin babaları olan psikologların kuramlarından farkı üzerine de duruyor. Yani logoterapinin her yönüyle fakat saf bir şekilde öğrenilebilecek bir kitap olma niteliğini taşıyor.
Maalesef Irvin D. Yalom gibi estetik bir dille felsefe ve psikolojiyi bir araya getirememiş ama Friedrich NietzscheFyodor DostoyevskiIrvin D. Yalom ve Baruch Spinoza dan yaptığı alıntılar kitaba ve konuya mükemmel bir şekilde uymuş.
Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar..:)