261 syf.
·Beğendi
Bazı kitaplar ve yazarlar vardır, cümleleriyle içinizde öyle yerlere dokunurlar ki ilk okuduğunuzda geç kalmışlık hissi uyanır içinizde. Uykuların Doğusu’nu bitirdiğimde bu geç kalmışlık hissini ben de yaşadım ve “Niye daha önce okumadım?” diye hayıflandım. Öncelikle şunu en baştan belirteyim ki “Uykuların Doğusu” konusu için okunabilecek, sürükleyici bir roman değil. Böyle bir bakış açısıyla kitaba yaklaşırsak hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Bu tür romanlar bambaşka bir yaklaşım gerektiriyor, daha yoğun bir dikkatle kitaba nüfûz etmeniz gerekiyor, ancak o zaman kitap kapılarını size açıyor. Toptaş’ın şiirsel, zengin, nitelikli kendine mahsus bir dili var. Masalla gerçek eserde birbirine karışıyor. Görünüşte anlatılan olay çok sıradan, belki birkaç sayfada özetlenebilecek bir içerikte. Ancak yazar bu olayı üslûbuyla zenginleştirerek, altı çizilecek cümlelerle dolu bir romana dönüştürüyor. Romanda dikkatimi çeken bir başka husus da ilk cümlenin küçük harfle başlamış olmasıydı. Sonrasında kitap bittiğinde fark ettim ki son cümle de yarım bırakılmış. Yazar bu şekilde bizi tekrar en başa döndürüp cümleyi tamamlatıyor. Roman, arka kapakta da belirtildiği gibi dairevî bir yapı kazanıyor bu şekilde. Ve belki de yazar bu şekilde okuruna romanı en baştan tekrar okumasını îma etmiş oluyor. Zaten böylesi romanlar her okumada okura yeni bir keşif yaptırırlar. Romanın içeriğinden bahsetmeyeceğim, dediğim gibi içerikten ziyade kurduğu dil ile iz bırakacak bir metin "Uykuların Doğusu". Sitede zaman zaman Toptaş’ın başka eserlerinden yapılan alıntılara ya da incelemelere rastlıyorum ve benim hissettiklerime benzer hislerin paylaşıldığını görüyorum. "Uykuların Doğusu" Toptaş'tan okuduğum ilk roman, ama son olmayacak. Listemdeki kitaplarla okumaya devam edeceğim.