Okumuş olduğum tarihi ve daha çok da dini öğeler içeren polisiye romanı 7 güne ve 7 günün içinde de günün ayrı bölümlerine (sabah,öğle akşam gece ) ayrılan bu kitap Hristiyanlık öğeleri içerisinde bir manastırda bulunan insanların yaşayış biçimini ve manastırın fizyolojik özelliklerini tarihini çok iyi bir şekilde betimleyor iken kendimi o zamanda yaşamış gibi hissettiren bu tarihi ve polisiye romanda cinayetlerin öyküsünü okurken ilk olarak kendimi bir Jean-Christophe Grangé romanı içerisinde hissettirdi.Kitaba gelecek olursak kitapta Hristiyanlık ile ilgili çok fazla öğeler mevcut olup yer yer okuyucuyu sıkmakta.Ayrıca biz Müslümanlara da "imansızlar" diye kendi aralarında nitelendirip kötülediklerini ve yer yer küçük gördüklerini de okuduğumuz satırlardan anlaşılıyor.Kitapta işlenen cinayetler manastır içerisinde kütüphanede ve kitaplarla ilgili olarak geçiyor.Manastırın içinde bulunan zengin kitap arşivini anlatırken Müslüman din alimlerinin kitaplarından da uzun uzun bahsetmesi ve hatta onların tercümesi diye de anlatması insanın ruhunu okşuyor.Her toplumda karşımıza çıkabilen kitaba yeniliğe karşı olan ve kadın düşmanı yobaz insanlar bu toplulukta da karşımıza çıkıyor ve hatta cinayetlerin sebeblerinden biri olarak da göze çarparken bir bölümde de suçun bir kadının üzerine yıkılması ise kadınlara bakış açısını yansıtıyor.Kitabın sonunda katilin ortaya çıkmasıyla yaşanan olaylar sonucunda manastırın ve içindekilerin başına gelenlerse bu hayatta her şeyin bir sonunun olduğunu öğretiyor.Kitabı okuduktan sonra Benim Adım Kırmızı kitabını da okursanız yer yer benzerlikler farkedeceksiniz.Kitabı bitirince üzerinizden büyük bir yük kalktığını hissediyorsunuz,dolayısıyla ağır bir anlatımı ve yavaş geçen bir olay öyküsü var.Okuyacaklara yüksek sabır tavsiye ediyorum.iyi okumalar dilerim...