¶¶Neyiniz var, hay Allah! Ne oldu size şimdi? - Yok birşeyim,
birşeyim yok, sadece kaderimin dışına atıverdim kendimi ...
Şimdi artık nereye döneceğimi, ne yana koşacağımı bilmiyorum ...¶¶
Felsefenin asıl ilgisinin ölüm olduğunu söyleyen gelenek, Sokrates ile başlar. Ölmeyi öğrenmek, aynı zamanda nasıl yaşanması gerektiğini de öğrenmektir. Ölüm, bu açıdan yaşama rehberlik eder ve yaşamın anlamı konusunda belirleyici bir rol üstlenir. Çünkü insan ölüm yönünde olan varlıktır ve ölüm yönünde yaşlanır.
Asıl sorunun ölüm olmadığını, tersine doğum olduğunu düşünen Cioran, Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne adlı kitabında, “Ölüme doğru koşmuyoruz, doğum felaketinden kaçıyoruz” der. Çünkü gerçek kötülük gelecekteki ölümde değil, gerimizdeki doğumumuzdadır. Doğuma üzülen hiçbir kimsenin olmamasını insanlığın büyük bir gerileme içinde olmasına da bağlar. Doğmanın bir suç, kaza olduğunun ama buna rağmen onun doğal bir durum olarak düşünüldüğünün sadece Cioran değil, Eski Hint düşüncesinde Cioran, Buda’nın bir sözünü anar: “Hakikat, arzu ve nefretle dolu olanlardan sakının”. Bu sözün işaret ettiği şey, her canlıdan sakınmak gerektiğidir, yani doğmuş olandan sakınmak gerektiği...
"Ne mutlu doğmamış olana”
Arthur Schopenhauer
¶¶Doğmuş olmayı unutmak¶¶, mümkün olanın peşinden gitmek için tek neden gibi görünüyor. Bizi hayata bağlayan şeydir, doğmuş olmayı unutmak. Bir gün öleceğimizi unutmak da aynı kapıya çıkar. Cioran için ölüme üzülmeye de gerek yoktur. Çünkü ölüm, bir şey yitirmeye neden olmaz. İnsan, doğarken her şeyini yitirmiştir zaten. Bunun için bedene gerek yoktur. Doğmak, bedene sahip olmaktır. Cioran, sadece “Ben” yeterdi, der. Beden, “ben”in yitirilmesi gibidir sanki. Sokrates için de ölmek, beden hapishanesinden, ruhu kendisine zincirleyen ve özgürlüğünü yok eden bedenden kurtulmaktır. Çünkü varoluş, işkencedir.
Varoluş sahibi olmak demek, istemeye başlamak demektir. Her istek, insan için bir çileye, ıstıraba, acıya katlanmak anlamına gelir. İstek, doyurulmadığı müddetçe acı verir. Doyurulduğunda da başka istek belirir. Bu kötümser görüş, “doğmamak hiç kuşkusuz olup olabilecek en iyi formüldür” der ama yine de bu kötümser görüş bilir ki doğmak, “ne yazık ki kimsenin elinde değil”. Aslında Cioran’ın bu son sözleri, doğum üzerine konuşmanın, ah-vah etmenin de bir işe artık yaramadığının onaylanmasıdır. Öyleyse asıl üzerine konuşulması gereken şey, hayatın bizzat kendisidir...
“Amor Fati, Kaderini Sev. Yaşamaktan yana ol.“
Friedrich Nietzsche
"Yaşama sevincim (bağlılığım), ölüm korkumdandır”.
Albert Camus
Okur kalın