·136 syf.····Okunma: 12 Şubat 2026 15:53 Yarım kalan bir kitap. Yarım kalan planlar. Hepimiz artık yarımız.
Kötü bir hadise atlattık ülkece. Atlattık demek de yanlış olur belki, etkileri sürüyor zira. Canını kaybeden yüz binler, anılarımız, güzel şehrimiz, kitaplarım, hepsini düşünmek acı veriyor. Fakat yeniden hayata tutunmamız gerek. Kendi evimdeki kitaplara sımsıkı sarılmak istiyorum.
Güzel başlamıştı kitap, bir öğretmenin Nazi Almanyası'nda öğrencilerinin ödevlerini okurken siyahilere karşı kötü bir sözcüğü düzeltmesi, öğretmeni onlar önünde devletin ideallererine karşı duran biri konumuna getiriyor. Öğretmen biraz daha merhamet, vicdan, eşitlik taraftarı ve dini, ahlaki değerleri benimseyen biriyken, devlet ise savaşçı yetiştirme idealiyle tutuşuyor ve öğrencileri askeri kampa alarak onları her koşula karşı koruyor. Eğer devam edebilseydim kitabı da sevebilirdim eminim. Fakat deprem sonrası yanıma alamadım, ailemin evinde diğer kitaplarımla beraber onu da geride bırakmak zorunda kaldım.
Kitap yorumu olarak degil de anı olarak kalsın burada istedim bu yazı. Kitabı tekrar alsam okuyabilir miyim emin de değilim. Kitap okumak bizde bir tutku ama sanırım bu kitap hep yarım kalacak bende. Ama burada da takılı kalmak istemiyorum. Yavaş yavaş da olsa tekrar okumaya başlamak istiyorum. Belki bu yorumu yazmanın da bana faydası olur diye düşündüm. İnşallah böyle bir felaketi hiç kimse yaşamaz bir daha. Yaralarımız sarılır, ruhumuz iyileşir, tekrar geleceğe ümitle bakarız. Kayıplarımızın mekanı cennet olsun, hepimize geçmiş olsun. Birlikte olmak, iyi insanlarla beraber olmak çok önemliydi. Bu süreçte destek olan herkese teşekkür ederim.
Ve deprem zamanı okuyamadığım kitabımı depremden 3 yıl sonra yine bir Şubat ayında okumaya karar verdim
Nazi Almanyasında tarih ve coğrafya derslerine giren bir öğretmenin derste zencilerin de insan olduğunu söylemesi üzerine öğrenciler ile arası açılıyor. Sadece devletin ideolojisine göre yetiştirilen öğrenciler radyoda ve sokaklarda sürekli bu ideolojiye maruz kalacak şekilde yaşarken okullarda da bunu destekleyecek bir eğitim modeli inşa edilmek isteniyor.
Eğitimin siyasi bir araç olduğu bu dönemde çocuklar kamp yapmak için ormanlık bir alana götürülüyor ve burada da aslında askerliğe alıştırılmak isteniyor. Öğretmenlerinin dışında bir de başlarına çavuş görevlendirilen çocuklar çadırlarda yatıp, arazide eğitimler alıp, silahla atış yapmayı bile öğreniyorlar. Çocuklardan birinin günlüğünün okunması ile gerginlik başlıyor ve öğretmenin de bu olaylardan haberdar olması ve olayların kötü sonuçlanması mahkemeye kadar gidecek bir süreci başlatıyor.
İdeolojinin devlet tarafından topluma nasıl da dikta edildiğinin en güzel örneklerinden biridir Nazi Almanyası. Yazarın bu dönemde antifaşist bir kitap ortaya koyması oldukça cesaret isteyen bir durum. Öğretmenin rahip ile konuşmaları en önemli bölümlerdendi. Tanrının varlığını sorgulaması, kilisenin zenginlerden yana olması, vicdanının sesini dinlemesi, dürüstlükten vazgeçmemesi çok önemliydi.
Yazar 38 yaşında, yıldırım çarpan bir ağaçtan düşen dal ile ölmesi talihsiz ve üzücü bir veda olmuş. Tanrısız Gençlik kitabı geride bıraktığı en önemli eserlerinden biri olmuştur.