·466 syf.····Okunma: 17 Şubat 2023 23:11 Tarık Bin Ziyad’ın İspanya’ya geçip neredeyse Güney İspanya’nı tamamını fethettiği 711 yılından 1492 yılına kadar İslamiyet’in yarattığı en gelişmiş medeniyettir Endülüs. Mimaride, sanatta, bilimde ve şehircilikte çağının çok ötesindedir. Cordoba, Sevilla, Gırnata birer ilim irfan yuvasıdır adeta. Bu gelişmişliğin sebebi Endülüs’ün çok kültürlü bir yapıda olmasıdır. Sadece Araplar ve Berberiler değil İspanyollar, Sefarad Yahudileri de bu yapının birer parçasıdırlar. Yüz yıllar boyunca bu barış ve hoşgörü ortamı Endülüs’te hayat bulmuştur. Ancak bir süre sonra bölgeler kendi aralarında anlaşmazlığa düşüp birçok beyliğe bölünmüştür. Bu da sonun başlangıcıdır. Zira hem birbirleriyle hem de Hristiyan güçlerine karşı mücadele etmektedir her biri. Gitgide zayıflama başlayıp tek tek Hristiyanların eline düşmeye başlar Endülüs Beylikleri. En sonunda da Gırnata (Granada) Sultanlığının yıkılışı ile Endülüs varlığı tamamen sona erer. Bu noktadan sonra İspanya’daki Mağribilerin, kitaptaki deyişle Morisko’ların dramı başlar.
Savaşın galipleri II.Fernando ve I. Isabel Katolik klişesinin desteğini alarak hızlı bir asimilasyon program başlatırlar. Morisko’ların dinlerini değiştirmeleri, tüm örf ve adetlerini unutmaları için yoğun bir çalışma başlatılır. Engizisyon bu sürecin lokomotifi gibidir. Dinlerini değiştirmeyi ret edenler türlü işkencelere uğrar. Birçok Morisko öldürülür ya da sürgün edilir. Doğal olarak bu duruma tepki olarak isyanlar çıkar, sert bir şekilde bastırılırlar. En sonunda Felipe’nin başa geçmesiyle 5 yıllık tasfiye süreci başlar. Mallarını, mülklerini terk edip Kuzey Afrika’ya geçmek zorunda bırakılırlar. Ancak bu yolculuk boyunca yolculuk ettikleri gemilerde tecavüzlere uğrarlar ve öldürülürler. Aç bırakılar, o duruma gelirler ki bir parça ekmek için çocuklarını satmak zorunda bile kalırlar. Bir şekilde Kuzey Afrika’ya varanlar da kurtulmuş sayılırlar. Zira Müslüman topraklarında da bir tür yabancı gibidirler. Kendi aralarında İspanyolca konuştukları ve İspanya’daki geleneklerini sürdürdükleri için Afrikalı Müslümanlar tarafından da dışlanırlar, hatta soyulup öldürülürler. Sonuç olarak yaklaşık 300.000 insan büyük bir kıyıma uğrar ve büyük Endülüs medeniyetinden geriye bir şey kalmaz.
Türlü paranoyak düşüncelerle bu tasfiyeyi yapan İspanya İmparatorluğu gönderdikleri Moriskoların yerini hiçbir şekilde dolduramaz. Büyük bir insan kaybına uğrayan ve tarımda çalıştıracak kimse bulamayan İspnaya için de düşüş bu şekilde başlar. Keza İspanya 16. Yüzyılda Latin Amerika’dan gelen altın ve gümüş ile Avrupa’nın en güçlü ülkesi durumundayken büyük bir hızla gerilemeye başlar. Sonunda denizlerdeki hakimiyetini İngilizlere kaptırırlar.
Sadece Moriskolar değildir tasfiye edilen. Sefarad Yahudileri de bu dönemde sürgün edilir. Büyük bir kısmı II.Beyazıd döenminde Osmanlı İmparatorluğuna sığınır ve Osmanlı’nın önemli bir parçası olurlar.
Bugünün İspanya’sı bir zamanlar gönderdiği tüm Yahudilere vatandaşlık hakkı tanırken aynı hakkı Moriskolar’a vermemiştir. Yani bir pişmanlıkları yoktur bugün bile.
Matthew Carr bir gazeteci olmasına rağmen bir araştırmacı titizliği ile kaleme almış eserini. Oldukça fazla kaynaktan yararlanmış. Mümkün olduğunca objektif kalmaya çalışsa da ibre çoğu zaman zulüm gören Moriskolar’dan yana.
Konu ile ilgileniyorsanız bir tek bu kitabı okumanız yeterli olur diye düşünüyorum. Zira çok ayrıntılı ve sebep sonuç ilişkilerini havada bırakmayacak bir şekilde yazılmış. Ancak tarihin bu dönemini merak etmiyorsanız sizi sıkabilecek bir kitap. Ben okurken zaman zaman sıkılsam da yine de tamamlanmayı hak eden bir kitap olduğu için sonuna kadar gittim, pişman da olmadım.