Kitapta İbn-i Sina ve İbn Tufeyl 'den ayrı ayrı Hay bin Yakzan' ı okuyoruz. İsmen aynı olsa bile ikisinin birbirinden farklı içerik ve usule sahip olduğunu görüyoruz. Okuması zor sindirilmesi için tekrar tekrar okunması gereken bir kitap (kendi adıma). Din felsefesi alanında temeli olan kimsenin soyut bilgilerini somutlaştırması açısından çok faydasını göreceğini düşündüğüm bir eser oldu. Benim için Özellikle aşırı soyut kalan Sudur teorisini daha da netleştirmemi sağladı.
Tabii ki kitabın içeriği bunun çok daha fazlası ve ötesinde bölüm bölüm ilerler şekilde devam ediyor.
Ancak ben kitapla ilgili bu nokta üzerinden değil de daha farklı bir bakış açısıyla incelememi sürdürmek, İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ında bir noktaya değinmek istiyorum.
(Bu noktadan sonra spoiler içerir)
Aklıma şöyle bir soru geldi, Hay bugün bizi ziyaret etse yine aynı hayal kırıklığıyla adasına geri mi dönerdi? Yine şu cümleleri kurar mıydı?
" İnsanlar kendileri için felaket demek olan dünya mallarını toplamakta bitimsiz bir yarış içine girmişlerdi. Ölene kadar süren bu mal biriktirme yarış ve hırsı, onları ölümsüz mutluluğa eriştirecek eylem ve çabalardan habersiz bırakmıştı."
" Onlardan oruç, namaz, hac, zekat vb yükümlülüklerden daha fazlasını beklemek anlamsızdı. Büyük çoğunluğunun öğretiden kazancı, yalnızca dünyevidir. " (s. 166)
" Hay, aydınlatmaya çalıştığı insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyevi istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü. "(s. 165)
Başta sorduğum sorunun cevabını herkesin bireysel olarak vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Kitabı bu yönüyle bir ders çıkarma vesilesi olduğunu düşünerek sayfalarını kapattım.
Keyifli okumalar...
Hay bin Yakzan