Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Kitap gerçekten çok tuhaf. Bu kitap hakkında inceleme yazmak Oğuz Atay kitaplarına ön söz yazmaya benziyor sanki. O kadar zor ve çetrefilli. Kitabın içeriği ve karakterleri gibi...
Hakan Günday ile bu kitapla tanışmadığıma sevinçliyim kendi açımdan. İlk okuduğum Piç kitabından sonra en azından kalemine alıştığımı düşünüyorum. Kitap konu olarak pek alışık olmadığımız bir türden yazılmış. Ama yazılış biçimi olarak kesinlikle mükemmel diyebilirim. Kitabın içine dalarken bazı yerlerinde Oğuz Atay kokusu almak çok mümkün. Bu durum benim gibi bir Oğuz Atay âşığını da kendine çekmeyi başarır tabiki. :) Kitabın içinde altını çizmek isteyeceğim o kadar çok yer oldu ki bir süre sonra kitaba zarar vereceğim korkusuyla bunu yapmaktan vazgeçtim.
Kinyas ve Kayra sevgili yazarımızın ilk romanı olmasına karşın kesinlikle okunmayı sonuna kadar hak ediyor. Sanırım azcık spoiler vermekte sakınca yoktur.:)
Kinyas ve kayra; birbirinden hem çok ayrı hem çok benzer iki karakter. Dışarıya karşı olan davranışlarında benzerlikler gösterirken kendi iç dünyalarında bir çok farklılıklar mevcut. Zaten biz okurları da ilgilendiren, karakterlerin iç dünyaları. Olayların vahşiliği Hakan Günday kalemiyle buluşunca çok daha çekici geliyor ve bu okunmasını daha zevkli yapıyor bence. Kitabın kısa bölümlere ayrılmış olması, iki karakterin de gözünden kısa kısa anlatılmış olması sıkıcılığı aklınıza bile getirmeyecektir. 3 bölümden oluşan kitabın son bölümünde şaşıracağınız ve beklemeyeceğiniz olaylar gerçekleşecek. Güzel bir alıntı ile sonlandıralım incelememizi:
- " İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun, yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider."