İlk basımı Eylül 2001 olan bu eserde Kutlu, köyden kente gerçekleşen göçe, köylerimizin nasıl boşaldığına, yok olduğuna dikkat çekiyor.
Anadolu’nun bir dağ köyünde yaşayan baş karakterimiz askerde tanıştığı çekirdeksiz üzüm, nar gibi meyveleri yetiştirebileceği bir bahçenin hayaliyle altından su çıkacağına inandığı koca bir kayayı parçalamaya girişir. Birçok engelle karşılaşmasına rağmen pes etmez, direnir. Kurduğu hayale, o hayaldeki yemyeşil bahçeye sevdalanmıştır. Var gücüyle çalışır ama yeni neslin içinde de bir İstanbul sevdası filizlenir. Kimi ana baba rızasıyla kimi kaçarak büyük hayallerin peşinde İstanbul’a yerleşir ve köy kimsesiz kalmaya başlar. Ömrü beyhude kılan o bahçe kimsesiz kalır.
Kutlu eserlerinde köylerimizi öyle güzel tasvir ediyor ki gözünde canlanan o köyü özlüyor okur, şehirden bunaldığını farkediyor, tertemiz kokusunu içine çekebileceği bir köyü olsun istiyor.
Kutlu’nun sevdiğim yönlerinden biri de seçtiği söylemler. “Sabırsız, sabret” gibi kelimeler yerine “yerinden kaynar su mu çıktı” (s.21) gibi ifadeleri kaleminin gücünü gösteriyor bence. Sıradan insanların aklına gelmeyecek bu gibi söylemlerle nasıl “gerçek yazar” olunabileceğini gösteriyor.
Son olarak; 1981’de kaleme aldığı Yoksulluk İçimizde ve 1983’te kaleme aldığı Ya Tahammül Ya Sefer eserlerinin anlatımında kullandığı iki tür şahıs (1. Tekil ve 3. Tekil) yöntemini bu eserinde de kullanıyor. Diğer iki eserde bu durumu eleştirmiştim, çünkü iğreti duruyordu, akıcılığı bozuyordu. Fakat bu sefer öyle güzel oturuyor ki anlatış şekli, esere hareket katıyor. Sanırım bu yazarın kendini geliştirmesiyle, kalemin oturmasıyla alakalı bir durum.