Kitabı okuduktan sonra ilk defa inceleme yazmaya karar verdim. Okuduklarımı hazmetmek içinse dimağıma 1 gün süre tanıdım, şimdi bir şeyler anlatabilirim sanırım.
Fareler ve İnsanlar'dan sonra ikinci John Steinbeck kitabım oldu. Yazarın diğer eserlerini okumak farz oldu denilebilir. Kalemini çok beğendim. Hem sade bir dil kullanıp, hem çok güzel mesajlar verip, hem de bu kadar akıcı bir kitap yazabilmek ayrı bir meziyet.
Kitabımız baş karakterimiz Kino'nun "eşi benzeri görülmemiş" bir inci bulmasıyla başlıyor. Köy kasabasında yoksul bir yaşam süren Kino, bu inciyle beraber hayatının 360 derece değişeceğini düşünüyor. Hemen inciyi satıp çocuğunu okula göndermeyi, karısıyla kilisede evliliklerini gerçekleştirmeyi vesaire planlamaya başlıyor. Ama nelerle karşılaşacak? İnciyi satabilecek mi? Planladığı hayata ulaşabilecek mi? Bunları da spoiler vermemek adına soru işaretiyle bitireyim.
BURADAN SONRASI SPOİLER İÇERİR!
Kitabımızdaki inciyi aslında bir metafor olarak düşünmek istiyorum. İnci aslında bize zarar vermesine rağmen peşini bırakmadığımız şeyler. Karısı defalarca söylemişti Kino'ya; 'Bu inci felaketimizi getirecek. Bu inci lanetli.' Fakat Kino hiç onu dinlemedi hatta bir yerde erkekliğini öne sürüp karısının lafını hiçe saydı. Böylesine ataerkil bir düşüncenin ne denli kötü sonuçlar doğurabileceği adına bir bakış açısı kazanmış olduk. Hepimizin hayatında farklı farklı inciler olacak. Vaadettiği umutlar kadar, getirdiği felaketler olacak. Bazen pes etmek en doğrusudur belki he dostlar. İncilerinizin iyikileriniz olması dileğiyle.