Trabzon
9/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2023 25. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2023 20:12
“O, Tebriz, Batum, Tiflis, Bakü hattında halı ticareti yapan bir tacir. Batum'da bulunduğu sırada Bolşevik İhtilâli patlak verip sınırlar kapatılınca bir daha Tebriz'e dönememiş, Trabzonlu bir motorcunun yardımıyla onun şehrine kaçmış, İstanbul'a geçmek niyetiyle Trabzon'a şöyle bir uğradığını sanmış ama büyükannemle evlenince burada kalmış. Büyükannemin de hikâyesi belli, o da 1916'da Rus işgaline uğrayan Trabzon'un İstanbul’a kadar gidip dönen muhacirlerinden biri.” Sevgi hocamız ile çok güzel bir kitabı daha bitirdik. Siz de benim gibi tarihe ilgi duyuyor ve okumayı çok seviyorsanız “Nar Ağacı” tam size göre bir kitap. Kitabı okurken kendimi adeta bir film sahnesinin içinde hissetim. Hazar ve Karadeniz arasında uzanan Kafkasya'ya Arap coğrafyacılar "Halklar Dağı" derlermiş. İran, Gürcistan ve Trabzon arasındaki bu hatta yaşanan savaşlar, ihtilaller, kaçışlar, aşklar ve muhacirlikler… İnsan kendi yurdunda nasıl muhacir oluyormuş, bu kitap ile daha iyi anlıyorsunuz. “Cadde ışıl ışıldı ve eski Rus konaklarından, neft milyonerlerinin saraylarından süzülen ışık yollara dökülüyordu.” Neft milyonerlerini okuyunca önce şaşırıyor, sonra tarihte ilk petrolün Bakü’de çıktığını öğrenince, öyle mi imiş diyorsunuz. Yıl 1912… Balkan Harbi Seferberliği…. "Seferberlik." Neydi? Adı var tamam, etkisi de belli. Ama kendisi, maddesi, niceliği nasıl bir şeydi? Meclis-i Mebusan'da alınan bir karardı evvelemirde. Sonra Sultan Mehmet Reşad tarafından onaylanarak dönemin resmî gazetesi Takvim-i Vek-ayi 'de yayımlanan bir kanun. " Müsaade ederseniz kitabın güzelliğini Nar Ağacı'nın kendisinden dinleyelim: “Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini, yaradılış mükemmeldi. Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık da duymuyordu.” "Bu devlet" dedi, devlet derken içinden derin bir saygı geçti, "Türk'ü, Kürt'ü, Ermeni'si, Rum'u, Arnavut’u, Arap'ı, Yahudi'si daha bilmem kimiyle, yetmiş iki milletiyle asırlarca gül gibi geçinip gitti. Milleti bilirdi Osmanlı ama milliyetçiliği bilmezdi. Farklı milletler bir arada fakat birbirine dönüşmeden yaşardı onda. Benzeyecekleri değilse de bütünleşecekleri tek şey Osmanlı kimliğiydi. Kendileri olarak, dillerini, dinlerini ve kültürlerini muhafaza ederek Osmanlı olmuşlardı. Ama Osmanlılık söz konusu olduğunda bu farklılıkların da bir anlamı kalmazdı. Bu devlet, Rum ile Ermeni arasında bir fark gözetmez, onları Türk'ten ayırmayı da aklına getirmezdi. O zamanlar, Osmanlı olmak, Rum olmaktan önce gelirdi ve Rum olmak Arnavut olmaktan, o da Türk olmaktan farklı değildi. Devlete hizmet ettikleri müddetçe kim olduklarının önemi yoktu, İslâm bile devlet kademelerinde yükselmek için gerekli şart değildi. Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan liyakatli kullar olmak, menzile varmak için birlikte yola çıkanların gerekli tek azığıydı. Ermeni de Yahudi de Rum da şansı, kabiliyeti ama en fazla aklı yaver giderse paşa olabilir, elçi olarak Osmanlı devletini temsil edebilir, nazır olabilirdi. Ama ne zaman ki Rum'un Rumluğu, Ermeni'nin Ermeniliği, Yunan'ın Yunanlığı Osmanlı olmanın önüne geçti, o zaman bütün dengeler bozuldu." “Zehra'ya öyle gelirdi ki her şehrin evet, bir sahibi vardı ve hepsi de er kişilerdi. Fakat Trabzon'un bir sahibesi, bir hanımefendisi vardı ve o da işte şurada, vakur, soylu yalnızlığında, gül çiçek, filiz çemen, bir bahar saltanatında yatan Gülbahar Sultan'dı. Gülbahar Hatun vakti zamanında Trabzon valisi, şehzadesi Selim'ini ziyarete gelirken gemisi Karadeniz'in meşhur Kestane karası fırtınasına yakalanmış, kaptan, sultan bahası yolcusuyla daha fazla yol alamayacağını anlayınca Fol limanına sığınmıştı. Bir sultan hanımı ağırlayıncaya kadar, halkı balıkçılıkla geçinen küçük, bilinmeyen bir beldeymiş Fol. Ama Gülbahar Sultan bu kurtuluştan sonra elini buradan çekmemiş, bir gönül karşılığı, bir adak borcu olarak arazinin büyük kısmını vakfa çevirmişti. “Vakfıkebir” adı buradan kalmaydı: "Büyük Vakıf." Limanının bir sultan canını kurtaran emniyeti ise Fol'a zaten bidayetten beri bir sıfat katmıştı:"Büyükliman." "İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf!", muhayyel bir mumu söndürür gibi boşluğa doğru üfledi, "Mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de Karagözcünün kutusunda bir araya konur, kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde." Eğer "Trabzonlu" denecek bir tip varsa -ki vardı-, onun, burnu kopup yere düşse gururundan eğilip almayan ama kendisine emanet edilen bir avuç samanı korumak uğruna kendi samanlığının yanmasını da göze alan insanlarının en saf temsilcisini Settarhan ilk defa bu kaptanla tanıdı. İçten içe "Her şeyi en iyi ben bilirim" deseler de gerçek bilgiyle karşılaştığına kanaat getirdiğinde tereddütsüzce itaat eden bu insanların katıksız bir örneğini Settarhan'ın karşısına kader çıkarmıştı. Ayrılırlarken Settarhan "Kaptan" dedi "Senin ismin ne?" Bu vakte kadar sormak aklına gelmemişti. "Çemil'dur da benim adum." Settarhan buruş buruş Osmanlı banknotlarını kemerine sokarken firuze taşlı yüzüğü parmağından çıkardı. "Çemil Kaptan" dedi. Kaptan onun sözünü kesti. "Çemil deyıl ula, Çemil. Çemil'dur benim adım." “Dünya bir ırmaktır, biz dışarıdayız bu ırmaktan; ırmağa düşen gölgemizdir ancak.” Mesnevi İranlı Hafize Hanım'ı hatırladı: "Bak" demişti İsmail gittikten sonraki ilk Mesnevi dersinde; "Farz edelim ki şu anda sen cehennem gibi bir hayatın içindesin. Ama cennetteki yanın, bir perde üzerinde seyreder gibi şu an seni seyrediyordur. Bu da sen. O da sen. Sen ondan habersiz ama o senden haberdar. Bu kadar, hepsi budur." O zaman Büyükhanım safça sormuştu: "Acı çekmiyor mudur?" "Çekmiyordun Bilen acı çekmez çünkü." "Büyük bedel" demişti Büyükhanım. "Cennetteki yanım bütün bunların geçici birer gölge olduğunu biliyor ama bu dünyadaki yanım bilmiyor." Gülümsedi. Şu dünya âlem dedikleri gölgelikte, gerçek gerçek içinde; gölge gölge üstüneydi. Her şeyin, gelip geçici bir gölge olduğuna iman etti. Haklıydı Hazret-i Mevlâna, dünya bir ırmaktı, biz bu ırmaktan dışarıdaydık aslında ve ırmağa düşen sadece gölgemizdi. Bir ırmağın üstüne düşmüş gölgeleri bir bir seçti. balkandays.blogspot.com/2023/04/trabzon...
İnsan ve Toplum
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
·
146 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.